| Tiyatro Kursu  | Şirket Tiyatrosu
Tiyatro Dünyası
Tiyatro Dünyası Bu Sahnede...
 
Ana Sayfa  |  Hakkımızda  |  Yazılar  |  Haberler  |  Yazarlar  |  Tiyatro Oyunları  |  Tiyatro Grupları  |  Sanatçılar  |  Kaynak  |  Duyuru Panosu  |
Suna Pekuysal Söyleşisi - Tiyatro dışında yaşamım yok !
Okan Bayülgen




Suna Pekuysal'ın ardından açtığımız hatıra sayfasına birşeyler yazmak için tıklayın..
------------------------------------------------

Tiyatrocuların günü algılayışları çoğunlukla hem gece hem de gündüz yaşadıkları için diğer insanlara göre biraz daha farklı mı olur?
Bir tiyatrocunun gece hayatı fazla olmadığı için biz öyle çok yaşayamadık. Erken saatte, diyelim ki saat 10’da provaya girerdik, gece oyunumuzu oynardık; ertesi gün diğer piyesin provalarını yapmamız gerektiği için de fazla pek fazla gece hayatımız olamazdı. Biz onu daha çok tatil günlerinde kullanırdık. Çünkü kondisyonumuzun bir sporcu gibi çok düzenli olması gerekir; yemeğimiz, içmemiz, uykumuz son derece önemlidir. Çünkü sahne ayrı bir olay, bambaşka bir şey. Sahnede insan oyununu oynuyor, kendini kaptırıyor, kendinden çok şeyler veriyor, efor sarf ediyor, güç kullanıyor. Bunları korumak zorunda olduğumuz için ben hafta sonları gezerdim.



Peki mesleğin zorunlu kıldığı gece yaşantısı? Yani provalar için hiç uyumadan sabahlamalar?
Hayır, böyle bir şey yok. Tabii prova yapılır sabaha kadar, genel provalarımız. Hele genel provalar mutlaka çok zorlu olur. Ertesi gün oyun oynanacak, resim çekmeye gelinir, biliyorsunuz oyunun resimleri asılır girişe. Onu yetiştirmek için yine sabaha karşı iki, üç, dört gibi gelindiği de olur. Ama yine de ben kendi hayatımda çok düzenli yaşadım. Geceyi gündüzü birbirine pek karıştırmadım.

Sahneye adım attıktan sonra zamanın farkında olur ve onu kontrol altında tutmaya çalışır mısınız?
Bak, şu andaki, yani sahnenin dışındaki zaman bana zaten bir şey ifade etmiyor ki! Yok benim için öyle bir şey! Basit bir sözüm var: hani sanatçılar sahnede ölmeli derler ya, ben de buna katılırım, oyuncu oynarken ölmeli derim hep. İnşallah öyle olur dedim ama olamadı. İki senedir çalışamıyorum ben. Olmadı benim o hayalim. Çünkü benim her şeyim sahne idi. Her şeyim; ekmeğim, suyum, aşım, havam, her şeyim tiyatro. Herkes söyler ama ben bütün kalbimle isteyerek söylüyorum: sahnede ölmek istiyorum. O derece seviyorum. Fanatik hastasıyım işimin. Çok severek, saygı duyarak yaptığım tek iştir. Onun için söylediğin farkı ben tiyatroda yaşıyorum zaten. Bunun dışında yaşamım yok.

Tiyatronun hafızalarda yaşayabilen bir sanat olmasından dolayı mesleğinizi zamanın ezip geçen gücüne karşı nasıl müdafaa ettiniz?
Hakkını vererek oynuyor ve oynarken de yaşıyorum. Meydan okuyorum zamana; işimi çok sevdiğim için, çok saygı duyduğum için. Ve şimdi şu halde, halen bir şeyler yapmaya çalışıyorsam yine işime duyduğum saygıdan ötürü, seyircime duyduğum saygıdan ötürü yapıyorum. Seversen ve ciddiye alırsan kalıcı kılıyorsun. Hani buz üstüne yazı yazmak derler ya, işte tiyatro öyle. Mesela sinema öyle değil, kalıcı. Ama tiyatro öyle değil; bitti. 90 oyun-100 oyun; bitti.

Bir temsile çıktınız ve bitti. O anlar bir daha geri gelmeyecek diye üzülür müsünüz?
İşte o felaket. Onu hiç söyleme bana. En az güldüğüm gün oyunun son günüdür. Sezon açılır, seviniriz; sezon biter, ağlarız. Ben ağlarım, bilemiyorum arkadaşlarımı. Çünkü bu oyun bu haliyle yok bir daha, olmayacak. Çünkü ben bir daha ‘Lüküs Hayat’taki Zeynep, ‘Keşanlı’daki Helacı Kadın, ‘Ahududu’daki Müşfike olamayacağım bu yüzden.

Bir daha aynı şeyin olamayacağını bilmek oyuncuya fazladan bir şevk veriyor mu acaba?
Tabii tabii vermez olur mu? Tabii ki veriyor ama şöyle bir şey var: rahatlatıcıdır da aynı zamanda. Diğer oyunda tekrar varsan, onun hazırlığı var. O onu kapatıyor. Yeni oyunda Lady Macbeth’i, ya da Helacı Kadın’ı oynayacağım belki. Onun hazırlığı da ikinci bir sevinç kaynağı oluyor insana büyük heves veriyor.

Usta bir oyuncu olarak sahnede canlandırdığınız karakterleri özel hayatınıza taşırdığınız olur mu?
Gerçekten de oyuncu olarak bir dolu hayatı yaşıyoruz. Mesela Helacı Kadın’ı oynuyorsun her gece, eve geldiğin zaman ne yapman lazım; Helacı Kadın orada kalacak, sen kendi hayatını yaşıyacaksın. Çocuğunun mamasını veriyorsun, okula yolluyorsun, kocana sabah kahvesini yapıyorsun, bir de kendi hayatını ekliyorsun üstüne. E ne olacak şimdi?


Yani ikisini birbirine karıştırmamak gerekir diyorsunuz...
Gerekir elbet. Ama ben bunu başarabildim mi? Hayır! Elbiseyi asarım, kendi elbisemi giyer, çıkar eve gelirim değil mi? İyi işte, ben onu yapmadım! Bende onun tersi oldu. Ben elbiseyi çıkarıp asıyorum ama o kişiliği hayatımda da oynuyorum. Buyur buradan yak!

Canlandırdığınız tüm roller için geçerli miydi bu peki?
Mesela ne oynuyorum ben; ‘Çatıdaki Çatlak’daki hizmetçi Fatma Kadın’ı oynuyorum. Eve gelen bir hizmetçi kadın... Ben o oyun bitene kadar hizmetçi kadınım. Ne pedikür yaptırırım, ne manikür, ne saç, ne boya, ne başka bir şey... Evde de yemeniyle geziyorum. Çünkü saçımı yaptırırsam olmaz. Neden? Çünkü o yemeniyi yapılı saça bağladığım zaman oyunumu oynayamıyorum. ‘Lüküs Hayat’ta yalnız Zeynep sürer kırmızı ojeyi. Ötekiler hep beyaz. Kırmızı oje ile geçti 13 senem. Beyaz ojeye hasret kaldım. Sen de bir kerelik sil şamatacı? Hayır, kırmızı! Bu oyun öyle. Kıvırcık saçla rahat oynarım diye perma yaptırmıştım; 13 sene permayla yaşadım. Böyle kaptırırım oyunuma. Ben böyleyim yani.
Aslında oyuncuların çoğunluğu böyle olmalı diyorum ben ama, Yıldız Kenter hocaya bakarsak mesela, o “Lady Macbeth orada kalır, ben evde Yıldız’ım” der. O onu bırakır. Bende tersi olmuştur bunun. Ben bırakmadım, hep götürdüm hayatımda da rollerimi. Ama ben mutluyum hayatımdan.
Oyunlar yaşlanmıyor. 2500 yıllık trajedi de, 100 yıllık komedi de sahneye konabiliyor.

Oyuncular da yaşlanmıyor. Ancak sizi izleyen seyirciler böyle değil. Önce kendilerine, sonra çocuklarına, hatta belki sonra torunlarına oynuyorsunuz. Onlar neden yaşlanıyor?
Kısa bir cevabı var. Çünkü bizi işimiz ayakta tutuyor. Oyunculuk denilen bu iş beni ayakta tutuyor işte. Biz onun için hiç bir zaman ihtiyarlamayız.. Yaşlanabiliriz ama ihtiyarlamayız!

Pudra, oyuncu olarak sizin için ne anlam ifade eder? Teknik zorunluluktan başka yüzünüzü arkasına gizlediğiniz maske de olabilir mi?
Hayır, hayır. Hiç ilgisi yok. Mümkün olsa ben makyajsız da çıkar oynarım. Ama şimdi rolün yüklediği bir mecburiyet vardır. Mesela eli açık kadınsa zaten makyaj yapmıyorsun. Dümdüz oynuyorsun; başında bir yemeni, ayağında takunya. Onun makyajı yok. Gereken oyunlarda makyaj yapılır. Çünkü sahnede çok ışık var. Projektörler, spotlar. Yandan, tepeden seni aydınlatır. Işıklar yüzdeki rengi aldığı için; yüzün çok soluk kalmaması için, çok ölü gibi olmaması için makyaj gerekli. Onun için yapılmıştır. O ışıklardan ötürü makyaj yapılmıştır. Bir de mesela Macbeth’in cadılarını oynuyorsun, ne yapabilirsin? Bir cadıyı getir gözünün önüne; saçlar acayip kabarık, yüzde acayip makyaj. O yüzden mecbursun o makyajı yapmaya. Anlatabiliyor muyum yani, oyundaki karakterlere göre değişir o olay. Yine de bana sorarsan makyajı o kadar sevmem ve hala makyaj yapmayı bilmem mesela. Bak kaydet bunu da: ben hala makyaj yapmasını bilmeyenlerdenim.

Geçen bunca zaman, ezberlediğiniz replikleri sizden tamamen alıp götürdü mü? Benim bir karşı komşum vardı. Oğlum Ali de ilkokula başlamamıştı galiba. Yeni de taşınmışız o binaya. Kadın beni görüyor, “Ali gelsene” diye çocuğa sesleniyorum. Ali’nin mamasını hazırlıyorum, balkonda çamaşır asıyorum. Kadın beni çaya çağırıyor. Ona çaya geçiyorum. O arada da Fakir Baykurt’un ‘Tırpan’ında oynuyorum, Uluguş Nine rolündeyim. Provaya gidip geliyorum. Bu karşı komşum böyle böyle provalara gidip geldiğimi biliyor. İlk geceye dedim, benim davetlim olarak geleceksin. Mutlaka bekliyorum! Kadın hakikaten de çiçeğini yaptırmış, ilk gece gelip oyunu izledi. Sonra bu kadın gitti evine, sabahleyin geldi. “Ben öleceğim” dedi. “Ben böyle şey görmedim. Sen ne zaman ezber yaptın, ne zaman çalıştın, provada mı yaptın? Ben seni hiç ezber yaparken görmedim ki? Konuşurken, çalışırken görmedim ki? Ben seni hep çamaşır asarken, yemek yaparken, ‘Ali yemeğini yedin mi, balığını yedin mi?’ diye bağırırken gördüm.”
İşte böyleyim ben, sahnede çalışıyorum! Evde yapmam, okumam bile. Orada prova biter kaparım defteri, ertesi gün gene orada açarım. Mizansenle ezberliyorum. Evde oturup ezber yapamam; papağan ezberlemesi yok bende. Çünkü mizansenle aklımda kalıyor. Onu alırken, bu lafı ediyordum, şunu koyarken şu lafı ediyorum diyorum. Büyüklerimden öğreniyorum bunları. Birinden görmüşüm demek ki bunu bak, kapmışım. Onu kendime örnek edinmişim.

Okan Bayülgen
Kaynak: Radikal
Okan Bayülgen'in Doğan Kitap'tan çıkan "Pudra (Zamanın Tozu)" kitabından alınmıştır


Yazarın Tüm Yazıları


Paylaş      
Yorumlar

immortal_seyda - ( 8/14/2008 )
çok güzel bir çalışma yapmışsınız yüreğinize emeğinize sağlık

İbrahim KIRBULUT - ( 7/25/2008 )
çalışmanız gerçekten çok güzel emeğinize sağlık<*br>

Ceren - ( 10/13/2008 )
Gerçekten usta bir oyuncu..Onun gibi oLabilmek için herşeyimi verirdim.Ancak neden çıkmasın bir suna pekuysal ?

Bu Oyun Hakkındaki Görüşlerinizi Paylaşın !

İsim
Mail  (Yayınlanmayacak)
Yorum
Güvenlik Kodu= 226
Lütfen bu kodu yandaki kutuya yazınız
 

    Son Eklenen Yazılar     En Çok Okunan Güncel Yazılar
Büyük Aşkların Sonuncusu ve Çankaya Sahne
Atam Siz Rahat Uyuyun Gençleriniz Size Layık - Yıllar Sonra 'Satıcı'nın Ölümü' - Bir Büyük Sanatçı Argun Kınal'a Veda
    Tüm Tiyatro Yazıları

    Bu Tarihte Yayınlanan Diğer Yazılar
    Bu yazının yayınlandığı tarihte gündemdeki diğer yazılar aşağıda listelenmiştir...

  • İki Yüzlü Felaket - 17 Ağustos Depremi'nin Anısına (Ali Erdoğan) - 8/16/2008
  • Ali Poyrazoğlu, Koçum Benim ile kentten kente gidiyor (Üstün Akmen) - 8/15/2008
  • Tiyatroda Akademinin Yeri (Ulaş Tuzak) - 8/15/2008
  • Anton Çehov'dan Tek Perdelik 9 Oyun (Anton Çehov) - 8/12/2008
  • İsa Karslı'dan Konservatuar Adaylarına Bilgiler (İsa Karslı) - 8/9/2008
  • Kamyon - Antalya Devlet Tiyatrosu (Ahmet Olcay) - 8/4/2008
  • Kibarlık Budalası – Tiyatro Kedi (İsmail Can Törtop) - 8/2/2008
  • İzmir Bulvar Oyuncuları Tiyatrosu (İzmir) - 8/1/2008
  • İki Arada Bi Derede Türk Tiyatrosu (Ulaş Tuzak) - 8/1/2008
  • Tiyatro Eğitiminin Derhal YÖK'den Ayrılması ile Başlayabiliriz (Adnan Tönel) - 7/29/2008
  • Suna Pekuysal Söyleşisi - Tiyatro dışında yaşamım yok ! (Okan Bayülgen) - 7/24/2008
  • Suna Pekuysal'ın Ardından.. (Suna Pekuysal) - 7/22/2008
  • Tiyatroculuk Oynamayın (Ulaş Tuzak) - 7/22/2008
  • Tiyatro ve İstismarcılık (İbrahim Kırbulut) - 7/22/2008
  • Tiyatromuzda Amatörlük ve Profesyonellik (Melih Anık) - 7/14/2008
  • Aspendos Opera ve Bale Festivali'nde Norma'yı izledim (Üstün Akmen) - 7/11/2008
  • Kurtar Beni - Sesli Öykü (Gılman Kahyaoğlu Peremeci) - 7/9/2008
  • AÇIK MESAJIM VAR GİTMESİ GEREKENLERE… VE ÜSTÜNE ALABİLENLERE….. (Cihat Faruk Sevindik) - 7/8/2008
  • KAFKAS TEBEŞİR DAİRESİ- Erzurum Devlet Tiyatrosu (Ahmet Olcay) - 7/6/2008
  • Kene Can Almaya Devam Ediyorkene… (Ali Erdoğan) - 7/1/2008
  • Tiyatro'da Yeni Bir Kapı (Ulaş Tuzak) - 7/1/2008
  • Türkiye' de Sanat Yapılır mı? (Mert Urdal) - 6/30/2008
  • Mehmet Baydur’un bozuk Türkiye'si : Kamyon (İhsan Ata) - 6/30/2008
  • Tiyatro… Tekst Arayanlar… Sirkçiler… (Kemal Oruç) - 6/25/2008
  • TARİHİN EN ÇARPICI DİLİYLE : SİYAH ÇORAPLILAR (İhsan Ata) - 6/24/2008
  • BEN TİYATROCUYUM…HADİ YA..! (Cihat Faruk Sevindik) - 6/24/2008
  • Nereye Gittin Sarı Kız..? (Hülya Karakaş) - 6/22/2008
  • Ordu’daki Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali’nden izlenimler (Üstün Akmen) - 6/22/2008
  • PUSUDA-ÖÇ -Konya Devlet Tiyatrosu (Ahmet Olcay) - 6/22/2008
  • İki farklı çalışma: -Silinmiş Mesajlar- ve -Operation: Orfeo- (Üstün Akmen) - 6/22/2008
  • Cesaret Ana ve Çocukları - Brecht'ten Sorular ile Eleştiri Denemesi (Melih Anık) - 6/22/2008
  • Ardant’ın güzelliği tiyatro zevkini bastıramadı: Ölüm Hastalığı (Üstün Akmen) - 6/22/2008
  • 43 yıl sonra aynı tablo! … 7 köpek (İhsan Ata) - 6/22/2008
  • Eimuntas Nekrosius, İstanbul’dan bir kez daha geçti: Faust (Üstün Akmen) - 6/22/2008
  • Kız Tavlama Sanatı (Melih Anık) - 6/22/2008
  • Emekleyerek Mücadele (Cihat Faruk Sevindik) - 6/22/2008
  • 21. YÜZYILIN OYUN YAZARI (Rasim Aşın) - 6/22/2008
  • İtalyanlardan Murathan Mungan yorumu: Geyikler Lanetler (Üstün Akmen) - 6/22/2008
  • Ekranlarda mankenler değil, oyuncular oynamalı.. (Ulaş Tuzak) - 6/22/2008
  • Adalet ve Tiyatro (Halis Tekel) - 6/22/2008
  • Yönetmenin Seyirci ile Düellosu : FAUST (Melih Anık) - 6/22/2008


  • Tiyatro Kursu Başlıyor!
    12 Aralık'tan itibaren her PERŞEMBE Kadıköy'de!
    Çalışanlara yönelik hobi sınıfı!



    Duyuru Panosu!



    Son Eklenen Tiyatro Oyunları

         Güncel Yazılar

    Yazar olmak ister misiniz?
    Yazar olarak tiyatrodunyasi.com ailesine katılmak, yazılarınızı yüzbinlerce tiyatroseverle paylaşmak isterseniz tiyatrodunyasi@tiyatrodunyasi.com adresine mail gönderebilirsiniz...

    Mail Listemize Üye Olun

         Güncel Haberler
    Hangisi Karısı, 5. Sezonunda!
    Istanbul Fringe Festival - Uluslararası Performans Sanatları Festivali (18-22 Eylül 2019)

    Tiyatro Dünyası'nı takip Edin
     
     |