| Tiyatro Kursu  | Şirket Tiyatrosu
Tiyatro Dünyası
Tiyatro Dünyası Bu Sahnede...
 
Ana Sayfa  |  Hakkımızda  |  Yazılar  |  Haberler  |  Yazarlar  |  Tiyatro Oyunları  |  Tiyatro Grupları  |  Sanatçılar  |  Kaynak  |  Duyuru Panosu  |
-Aristosal Sunumla- Bertolt Brecht Gecesi
Kemal Oruç




“Epik Tiyatro, Aristotelesçi olmayan tiyatrodur.”
Bertolt Brecht


Yaklaşık üç hafta kadar önce Bertolt Brecht Gecesi düzenleneceğini öğrendim ve detaylı bilgi almak üzere Kadıköy Belediyesi’ne bağlı olan Barış Manço Kültür Merkezi’ne uğradım. Kapıdan hemen içeri girerken her iki yanda da bulunan Bertolt Brecht Gecesi afişlerini fark ettim. İncelemeye koyulmuştum ki, içeride bir gürültü koptu. Merakla dönüp baktım; Zafer Diper, gişede, görevliyle tartışıyor. Sertçe söyledikleri de şunlar: “Bundan böyle gişeye kendi görevlimi oturtacağım, bu ne böyle? Olmaz ki ama!”

Gişede üç kuruş para için görevliyle tartışan Zafer Diper kim mi? “Sosyalist” olan Bertolt Brecht’in anıldığı gecede Brecht şiirleri okuyan sanatçı!

Brecht’in “yabancılaşma” kuramını bilmeyen yoktur. Zafer Diper’in gişedeki tavrına tanık olan ben, Brecht’in iki afişi arasında, gerçekten bir an için yabancılaştım!

Daha önce, yine aynı yerde düzenlenen ve ‘içki masasında arkadaş sohbeti’ne dönüşen, Haldun Taner Gecesi’nden sonra gelelim Bertolt Brecht Gecesi’ne… Neden böyle bir gece düzenlenir ki? Elbette Brecht’i anmak ve tanıtmak için. Bana sorarsanız düzenlenen bu gece Barış Manço Kültür Merkezi’ni yıllardır “elinde tutan” Zafer Diper ve diğerlerinin iş olsun diye sunduğu bir proje. Kültür Merkezi’ni rahatça kullanabilmek adına proje sunulmalı elbette ki belediyeye bağlı kültür merkezinin iş yaptığı görülsün.

Bunu nereden mi biliyorum? Aynı belediyeye bağlı olan Halis Kurtça Kültür Merkezi, emaneten depolarına koyduğumuz dekorumuzu yağmalamadan önce, bizden(Gibi Yapanlar’dan) proje istemişti! “Proje getirin, kültür merkezini istediğiniz gibi kullanın” demişlerdi; bir müddet sonra da dekorumuzu yağmaladılar. Neden? Devlet Tiyatrosu’nun dekorlarına yer açmak için!

Bertolt Brecht Gecesi düzenlemek oldukça büyük bir uğraş gerektiren zahmetli bir iş; ama gel gör ki Kadıköy Belediyesi ve Barış Manço bu, işlemeyen, organizasyonda sınıfta kaldı!

İş olsun diye düzenlenen bu gecenin sunuculuğunu Mehmet Esatoğlu yaptı. Büyük bir organizasyonla gerçekleştirilmesi gerektiğine inandığım bu gecenin sunumunda hiç bir çalışma ürünü göremedim; nitekim Mehmet Esatoğlu elindeki kağıda bakmadan konukların adını bile söyleyemedi!

Bir sinevizyon gösterisiyle başlayan gecede, görüntülerde, Helene Weigel’den iki nefis Brecht şarkısı dinledik. Seslendirmenin yanında Weigel, oyunculuğuyla; mimikleri, jestleri ve değişimleriyle bizi büyüledi. Enfes bir yorumdu; heyecanlandık.

Sinevizyon gösterisinden hemen sonra ilk konuk Prof. Dr. Mutlu Parkan’dı. Parkan’ın “Aristoteles’in kuramını yıktığı için Brecht, 2700 yılda bir gelen bir adamdır.” sözüne seyirciler arasından bir kişi “2700 değil; 2400 yıl!” diye yanıt verdi. Birden ‘yabancılaşan’ Parkan “2600 olmasın?” diye geçiştirmeci bir yanıt verip ‘sonuna kadar tek ses tonu kullandığı’ ve önündeki kağıtlardan okuduğu sunumuna devam etti.

İkinci konuk Yılmaz Onay’dı. Yılmaz Onay, Brecht’in politik tutumunu ve duruşunu anlattığı sunumunda, çok önemli bilgiler verdi; ama özellikle, dikkat çekerek, elindeki kağıtlardan okuduklarını biz izleyiciler hiç anlamadık. Zaten oldukça karmaşık cümleler içeren kuramsal bilgileri Yılmaz Onay o kadar hızlı ve ağzını kapatarak okudu ki, bir süre sonra, aradan bir kelime seçmek bile marifet haline geldi.

Üçüncü olarak programı düzenleyenlerden Zafer Diper bir şiir okudu ve Mehmet Esatoğlu’yla kendilerince küçük bir oyun oynadılar. Bu oyunda Diper şiiri sahne ortasındaki Esatoğlu’na yönelik okuyor, Esatoğlu da mimik ve küçük jestleriyle tepki veriyor. Son olarak da kol kola giriyor ve şiiri bitiriyorlar. Birincisi, hiç çalışılmadığı belli olan ve o anda yapılan bu oyunlaştırma oldukça beceriksizceydi. Tiyatroya yeni başlayan iki kişnin bile daha iyi oynayacağı bu sahneyi yılların eskitemediği iki değerli sanatçı beceremedi! İkinci olarak da, programı düzenleyen Diper, nasıl oldu da o kısacık şiiri ezberleyemedi? Önündeki kağıttan şiiri takip etmek isterken o kadar çok es verdi ki, Esatoğlu sahne ortasında öylece beklemek zorunda kaldı. Halbuki Zafer Diper, en az bir buçuk saat süren tek kişilik oyunlarıyla bilinir. Yani büyük bir oyunu rahatlıkla oynayabilen bir sanatçı elbette küçük bir şiiri ezberleyebilirdi; isteseydi!

Ara sunumda Esatoğlu, elindeki kağıttan Brecht’in üç kuruşluk operasına dair yazılmış iki şarkıyı seslendirecek olan Arzu Akın hakkında: “Ankara Üniversitesi Eskişehir Devlet Konservatuvarı’ndan mezun.” dedi. Böyle bir kurum mevcut mu?

Esatoğlu, büyük bir coşkuyla “Biraz da müzik dinleyelim!” dedi ve heyecanlandık. Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda öğretim görevlisi olan Sarper Özsan, yarım saat kadar elindeki kağıtlardan, tek ses tonuyla, Brecht oyunlarındaki şarkılar üzerine konuştu. Bir çok genç seyirci salondan ayrıldı. Daha sonra Esatoğlu’nun tanımıyla ‘Ankara Üniversitesi Eskişehir Devlet Konservatuvarı’ndan(!) mezun olan Arzu Akın sahne aldı. Sarper Özsan piyanonun başına geçti ve Arzu Akın da şarkıları yorumladı. Sinevizyonda izlediğimiz Helene Weigel’in aksine hiç mimik ve jest kullanmayan Arzu Akın ile piyanoyu çalan Sarper Özsan arasında bir uyuşmazlık oldu ve bir anda sustular. Arzu Akın, ilk kez mimik kullandı; ama bu “Hocam yanlış nota bastınız.” anlamı veren bir mimikti. Yabancılaşan seyircilerin bir kısmı söylendi ve duruma güldü.

Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda öğretim görevlisi olan Sarper Özsan, Arzu Akın ile birlikte selam verdikten sonra “Bu alkışlara sevinmeli miyim yoksa yerinmeli mi, bilmiyorum.” dedi ve ekledi “Belki de domates atmalıydınız!”

Brecht’in Üç Kuruşluk Opera’sından bir bölüm oynayan Mehmet Esatoğlu’nun da yönetmenlik yaptığı Tiyatro Simurg, oyuna banttan verilen yabancı bir şarkıyla başladı ve bir oyuncu oyuna Türkçe şarkıyla devam etti. İşte yabancılaşma(!). Esatoğlu’nun yaklaşık iki metre uzaktan bir kitaba bakıp “Vaauv! Bunlar ne güzel yazılar.” demesi de Esatoğlu’nun bir şahinin bakışlarına sahip olduğunu gösteriyor. Açık unutulan hoparlörden gelen “MSN çevrimiçi olma sesi” de, ‘doğaçlama’ bir yabancılaştırma sağladı(!) Teknik ekip gösteri sırasında meğer MSN’de takılıyormuş. Böylece neden gösterinin yarı karanlıkta geçtiği ve gece sonunda salon ışıklarının açılmayıp insanları mağdur ettikleri belli oldu!

İşte tam bu sırada Katharina Weithaler sahneye davet edildi. Merakla beklerken sahneye Zafer Diper çıktı, şaşırdık. Diper, “Daha anlamlı olması için Katharina Weithaler’in yorumlayacağı şiirleri önden size okumak istedim.” dedi; müsameredeki bir çocuk gibi ‘elindeki kağıttan okudu’ çok anlamlı oldu(!) Weithaler sahneye çıktı. Bir elbise, üstünde bulaşık önlüğü ve elinde bulaşık eldivenleri… Bunları bütünleyen kırmızı taytı… Oldukça renkli olduğu belliydi. Böyle diyorum çünkü; Diper şiirleri okurken Weithaler karanlıkta kaldı ve yaptığı jestleri neredeyse göremedik.

Diper sahneden ayrıldı ve işte sonunda ışık açıldı. Weithaler oldukça canlı ve neşeliydi! Yüzü gülüyordu! “İşte” dedim, “sahnede gerçekten yaşayan birisi var!” Dansı, şarkıları oldukça iyiydi. Arada Türkçe espriler yapan Alman sanatçı seyirciyi uyandırdı ve derin bir nefes aldırdı. İki farklı yerde çalan cep telefonlarına verdiği tepkiler de yabancılaşmaya, doğaçlama, birer örnek oldu.

Katharina Weithaler’in hemen ardından sahneye davet edilen Kemal Özer ağır ağır sahneye çıktı. Zaten gösteri boyunca her bölümde salonu terk eden seyircilerden geriye kalanlar da bu sırada salonu terk etmeye başladı. Kemal Özel “Program sonuna kalmanın kötü yanı da bu işte!” diyerek tepki gösterdi ve “Ne yapalım, madem program böyle, uyacağız.” diye ekledi.

Dilruba Saatçi ve Murat Aygen, Brecht’in ‘Pezevengin Şarkısı’nı oldukça cesur ve heyecanlandıran bir koreografiyle sundular.

Seyircilerin çoğu salonu terk etmişken sahneye Prof. Dr. Metin Balay çıktı, eline mikrofonu aldı “Sabrınıza teşekkür ederim; bu sabrı çok fazla zorlamayacağım.” dedi ve sonra müthiş bir konuşma yaptı. Elinde kağıt olmadan sunum yapan tek kişi olan Balay, hem tarihsel bilgileri hem de Brecht’in kuramsal bilgilerini sıcak bir sohbet havasında bize aktardı. Anlatımda farklı ses tonları kullanan Balay, sunum boyunca salondaki herkese yönelerek konuşmaya çalıştı, dolayısıyla büyük bir ilgiyle dinlendi. Balay, diğer konuşmacıların aksine dördüncü duvarı kaldırdı ve seyirciyle göz göze geldi. Hayatın içinden verdiği örneklerle kuramsal bilgileri somutlaştırdı ve anlaşılır hale getirdi. Zaten Balay’ın söylediği şu sözler gecenin genel durumunu çok iyi anlatıyordu: “Sanılanın aksine, Brecht büyük bir sıkıcılıkla işlenmesi gereken biri değildir. Brecht, ‘Tiyatroda eğlendiricilik esastır’ demiştir. Bu gecenin seminer havasında geçmesi de ülkemizdeki sıkıcı Brecht düşüncesini göstermektedir.”

Aristoteles mantığıyla, seyircileri dışarıda bırakan bir kapalılıkla, sunum yapanların aksine, bize Brecht tavrıyla, açık biçimde, sunum yapan Metin Balay’a teşekkür etmeyi bir borç bilirim.

Son olarak sahneye davet edilen Türkiye’nin ilk Cesaret Ana’sı Ani İpekkaya, siyah kıyafetinin üzerine geçirdiği kıpkırmızı şalla sanki şu mesajı veriyordu: Cenaze töreni gibi geçen bu geceye biraz renk getirmek gerek! Nitekim sahneye çıkan sanatçıların çoğunun siyah giydiği, siyah bir fon önünde ve siyah bir sahne zemini üzerinde geçen gece tıpkı cenaze törenini andırıyordu. Ani İpekkaya ise tam da bu sırada o güler yüzüyle sahneye öyle bir çıktı ki hepimiz birden enerjiyle dolduk. Anlattığı hikayenin sıcaklığı hepimizi sardı. Ani İpekkaya, tıpkı üzerindeki kırmızı şal gibi, siyahlar içinde geçen geceye güzel bir renk kattı.

Mehmet Esatoğlu finalde şöyle bir açıklama yaptı: “Yüz yirmi dakika olarak planladığımız bu gece, kusura bakmayın biraz uzun sürdü.” Doğrusunu söylemek gerekirse, hiç ara vermeksizin, program yüz doksan dakika sürdü! Salonun aşırı sıcak oluşu da seyircileri resmen bezdirdi. Salonu terk edenlerin çoğu gençti. Bunun sebebi de oldukça durağan, tek düze tonlamayla yapılan sunumlardı. Açıkçası bu anlatımlar hiç de gençlere hitap etmiyordu; yani ben gençlerin salonu terk etmesini gayet normal karşılıyorum.

Sunumlardaki bu tekdüzelik aklıma şu olayı getirdi: Üniversitede dersteydim. Yardımcı doçent olan bir bayan dersi sunuyor. Sesi duyulmuyor, duyulduğu kadarı, ağzını hiç açmadan konuştuğu için, anlaşılmıyor. Tahtaya projektörle yansıttığı yazılar hiç okunmuyor. Artık sınıfta kıpırdamalar başladı ve sonunda birisi dedi ki “Ya hocam hiçbir şey anlamıyoruz!” Bundan cesaret alan diğer öğrenciler de büyük bir gürültüyle veryansın etmeye başladı. Hoca “Arkadaşlar, size verdiğim notlardan takip edin” dedi. “Hocam, notlar çok düzensiz, sayfalar üçten beşe, beşten on bire geçiyor.” denildi. Hoca, şöyle bir sınıfı süzdü ve şunu söyledi: “Eğer şimdi dersi anlamazsanız hepinizi devamsızlıktan bırakırım!” Bir anda sınıftaki tüm sesler kesildi; kimseden çıt çıkmıyor! Herkes kuzu kuzu dinlemeye devam etti! Açıkçası ben tek başıma tepkime devam ettim ve bir daha o hocanın dersine girmedim!

Biliyorum, Bertolt Brecht Gecesi’ne katılanlar arasında bu tepkileri gösteren tek kişi ben olacağım; kimse tenezzül etmeyecek, eleştirmeyecek ve hiçbir şey düzelmeyecek! Ama ben tepkilerime hep devam edeceğim. Maalesef bu eleştiri yazıma benzer bir yazı daha hazırlamak durumunda kalacağım; çünkü Mehmet Esatoğlu son olarak “Bir sonraki sefer de Nazım Hikmet Gecesi düzenleyeceğiz.” dedi. EYVAH!

GÜNLERİNİZ AYDIN OLSUN SEVGİLİ DÜŞÜNCE DOSTLARI!

Kemal ORUÇ
25.12.2008
www.kemaloruc.com
gibiyapanlar@gmail.com

Yazarın Tüm Yazıları


Paylaş      
Yorumlar

Çiğdem Canım Akan - ( 12/29/2008 )
Bertolt Brecht Gecesi’ni hazırlayan, emeği geçen herkesin ellerine, yüreğine sağlık! Uzun süredir böylesi tadına doyulmaz bir gece yaşamamıştım ve de şimdi aynı sabırsızlıkla Nazım Hikmet gecesini bekliyorum. Bence tek eksiklik Barış Manço Kültür Merkezi’nin böylesi önemli bir etkinliğe akşam saat 20:00’den sonra yer ayırmasıydı. Umarım bundan sonra böylesi önemli etkinlikler layıkıyla haftasonu ve sabahtan akşama değin yapılır da program sonunu beklemek zahmetine katlanamayan, cep telefonunu açık unutan bu sözde seyirciler verilen aralarda etkinliği terk ederler de biz de bu tür saygısızlığa seyirci kalmak durumunda olmayız.
Ayrıca etkinlikle ilgili yerli yersiz eleştiri yapanlara bir şey sormak istiyorum: Hiçbir şekilde yapıcı olmayan acımasızca ve de üstelik alakası olmayan konularda kin kusarak eleştiri yapmak insana ne kazandır merak ediyorum? Herhalde aristotelesci eleştiri de böyle bir şey olsa gerek!


Salih Taşıdöğen - ( 12/29/2008 )
Merhaba arkadaşlar. Yazıyı yazan arkadaşımızın eline sağlık. Ancak keşke hiddetini bir parça olsun bastırabilseydi. Denildiği gibi gerçekten de kişisel yorumlar, kötü bir tat bıraktı ağzımızda.

Ama... Gecede bende izleyenler arasındaydım: Elimizi vicdanımıza koyaım, tam da anlattığı gibi gerçekleşti her şey. Yazıda güzel dediği güzeldi, çirkin dediği çirkin. Ben Brecht hakkında daha fazla bilgi almak için geldiğim geceden, Brecht’ten nefret ederek ayrıldım. Nazım Hikmet’i çok sevdiğim ve aynı şeyin onun başına geldiğini görmek istemediğim içinse o geceye katılamayacağım.

Orada rol almış, katkıda bulunmuş, destek vermiş insanlar belki arkadaşlarımız olabilirler; ancak bu gecenin korkunç bir fiyasko olduğu gerçeğini değiştirmez. Lütfen daha iyi projeler yapılması için, sırf tanıdığımız insanlar oldukları için kötü ve yanlış iş yapanları savunmayalım... (Metin Balay ve Katerina Hanım’a teşekkürlerimle, kendileri gerçekten de tatlı bir esinti oldular havasızlığımıza...)


Asım Kısa - ( 12/26/2008 )
Anma gecesini açık bir dille eleştirmeniz çok iyi olmuş. Ancak bazı kendi şahsınıza ait eleştirileri eklemiş olmanız, Halis Kurtça Kültür Merkezi’yle ilgili olan,biraz reklam vari olmuş!

isim benzerliği, mustafa bilgiç - ( 12/26/2008 )
Güleyim mi ağlayayım mı bilemedim...Hayatımda böyle bir saçmalık görmedim...Gözlerime inanamadım...İnsan tam emin olmadan böyle bir saçmalık nasıl yapar...Ben iyi bir şiir okuruyum ama (bildiğim kadarıyla şair değilim).Arkadaş o kadar ısrarla yazmış ki ben bile tereddüde düştüm.Ulan acaba şairim de benim mi haberim yok diye...Aklı başında olan okurlar bilsinler ki,benim yukarıda yazılan şiirle uzaktan yakından bir ilgim yok...Tamamen isim benzerliği...Benim bildiğim insan önce düşünür sonra yazar...Siz önce suçlayıp sonra düşünenlerdensiniz her halde...Ne diyeyim allah size şifa versin...Yuh ki ne yuh...

Hülya Karakaş - ( 12/28/2008 )
Kemal Oruç,bence son derece objektif,sağlam temellere dayalı,sağlıklı bir eleştiri yazmış.Yazısını temel alarak bunları yazıyorum,geceyi izlemedim.Birbirimizin eksiklerini görmek,bir sonraki etkinliğe ışık tutacaktır,eleştirileri (kişisel olmadığı sürece)dikkate almalıyız.Eleştiriyi yazan bilgi sahibi olduğu için kıymetlidir,biz onun kıymetini sorgulayamayız.

hayrettin başer - ( 12/27/2008 )
Tam bir fiyasko bu eleştiri. Bunu yazanın aklından şüphe etmeli.
Allahım, ne düşük insanlara kaldık...


s.y. - ( 12/25/2008 )
Eline sağlık.

mustafa bilgiç - ( 12/26/2008 )
Bir sanatçının gişeyle olan sorununu sahnede olan performansıyla ilişkilendirmek için insanın sizin gibi bir dehaya sahip olması lazım.Çünkü böyle bir mantık yok.Bu mantığa göre, gişede üç kuruşun hesabını yapan adam sahneye çıkıp üç kuruşluk operada oynayamaz.Bu nasıl bir mantık!Daha doğrusu bu nasıl bir mantıksızlık...Ben tiyatroya meraklı bir sanatsever olarak Haldun Taner gecesini kaçırmadım.İzledim.Oynanan skeçler, söylenen şarkılar ve dostlarının anılarıyla mükemmel bir geceydi.Böyle bir geceye içki masasında arkadaş muhabbetine döndü lafını söyleyen bir adamın burnunun ucunu görüp göremediğini çok merak ediyorum..Kendi hesabıma görmediğini bu yazıyı okuduğumda anladım.Helena Waygelin iki nefis şarkı seslendirdiğini, bu sinevizyon gösterisindeki oyunculuğunun mimiklerinin çok başarılı olduğunu yazmış arkadaş..Ama her şeyi büyük bir dikkatle izlediğini söyleyen arkadaş bir gerçeği atlamış...O kadın sanatçı Helena Waygel değil...Arkadaş daha Helena Waygeli tanımıyor...Helena Waygeli karısı olarak tanımayan adamın Brechti tanıdığı konusunda ciddi şüphelerim var...Herkese ağzı kapalı konuştuğu eleştirisisni yapan arkadaş gözünü açacak önce...Ben Barış Manço Kültür Merkezinin etkinliklerinden hoşlanıyorum.Takip ediyorum...Gecede benim de sıkıldığım zamanlar oldu..Derme çatmaydı... Nazım gecesinde buluşuruz dediğinde sunucu ben de içimden eyvah dedim...Ama klavyemin başına nefretle oturmadım...Sizin mekanla ve bahsettiğiniz şahıslarla bir gıcıklığınız var galiba...Bunları, yazılarınıza karıştırmayın...Objektif olun..


mert güven - ( 12/26/2008 )
Zaten görünen o ki asıl amaç eleştirmek falan değil, eteğinde biriktirdiklerini bir vesile ile ortaya dökmek. Barış manço kültür merkezini kontrol edenler, Halis kurtçada bir tiyatro grubundan proje üretmesini isteyen münasebetsizler, gişeciye kızan oyuncular, sosyalist olduğu halde 3 kuruşun hesabını yapanlar (ne alakaysa) bence hep etekteki taşlar.
buyrun desteklere, gönderilen şiirlere bakın, konu sanki kim faşist kim sosyalist..
yazı bir değerlendirme yazısı ile lütfen değerlendirin, tiyatronuz ile ilgili sorunlarınızı ayrı başlıklarda yazın, bir etkinliği kullanıp reklam yapmak, rol çalmak abesle iştigal olmuyor mu?


mustafa bilgiç - ( 12/28/2008 )
Allahım sen aklıma mukayyet ol...Geceyi izlemediyseniz eleştirinin objektif sağlıklı ve sağlam temeller üzerine oturduğunu nasıl iddia ediyorsunuz Hülya hanım?Yazıyı değil geceyi temel alarak görüşlerinizi söyleyin.Sağlıklı olan budur.Eleştirideki saptamaların tutarlılığıdır bilgiyi kıymetli yapan.Geceyi görmeden arkadaşın bilgilerinin kıymetli olduğunu nasıl anladınız.Resmini görerek mi?

Selim Güloğlu - ( 12/26/2008 )
Ben bu eleştiri yazısını beğendim. Benim de Kemal Oruç’un eleştirisine bir katkım olsun.

Henüz 6 tane üniversite öğrencisi ülkücü magandalar tarafından satırla doğranmışken işte Brecht gecesine katılan "Mustafa Bilgiç’in bir şiiri!" (Yuh olsun!)

Kerkük’e Selam

Türkmen değil özü Türk’tür Musul, Kerkük’ün
Bitsin hasret Tûran Tûran illensin gayrı!
Sanmasınlar unutuldun, yeter sustuğun,
Allah Allah nidâları dillensin gayrı!

Düne kadar parçasıydık, aynı vatanın,
Ellerini kırmalıydık, el uzatanın.
Beklemenin faydası yok, kahpe düşmanın,
Al kanları oluk oluk sellensin gayrı!

Sen ki ’ulu çınar’ ın son düşen yaprağı,
Özün kanayan yarası, Tûran toprağı...
Ebediyen burçlarında Türk’ün bayrağı,
Ulubatlı emellerle yellensin gayrı!

Eğilmedin, eğdirmeyiz, dik dursun başın.
Balkanlardan Türkistan’a kadar gardaşın.
Yıllardır bağrında körüklenen ataşın,
Patlasın da volkan volkan küllensin gayrı!

Düşmanların ettikleri kahpelik, zulüm!
Yetti artık canımıza, bekle Kerkük’üm.
Başa baş, dişe diş, artık; ölümse ölüm!
Mehmet oğlu Mehmetçikler, yollansın gayrı!

Dün bizimdi bu yerler hep; bu dağ, taş, pınar...
Bugün Tûran illerine, baykuşlar tüner.
Asırlardır ayaktayken, kuruyan çınar,
Filizlenip dört bir yana dallansın gayrı! ..

11.04.2007


Mustafa Bilgiç

(http://www.antoloji.com/mustafa_bilgic)


hakan arkan - ( 2/12/2009 )
kemal bey gibi insanlar TİYATRO yaptığını zannedip bu tarz yazılar yazdıkça sinilerime hakim olamıyorum.Bu gibi insanlar tiyatro üzerinden egolarını tatmin ediyorlar.Kendilerini çok bilgili sanıp herkese laf söylemeye başlıyorlar. yazık be yazık

Halil Sağdıç - ( 12/30/2008 )
Öncelikle o gecede bulunamadım. Okuduklarım ve duyduklarım içinde beğenmeyen de beğenen de var.
Eleştiriyi yazan arkadaşın ifadesini kopyalıyorum,

"Brecht’in “yabancılaşma” kuramını bilmeyen yoktur."

Bertolt Brecht’in yabancılaşma kuramı da mı var? Sakın yabancılaştırma efekti (Y-efekti) olmasın... Brecht’in yıllarca zafiyet geçirerek, sürgünlerde yaşayarak, deneyerek, yanılarak oluşturduğu bir bütüne yabancılaşma kuramı denir mi? Gişede izlediği tartışma sırasında yabancılaş-mış böyle birşey yok! Brecht’in hangi oyununda böyle bir etki vardır. Brecht’in hiçbir türkçe çevirisinde yabancılaşma diye bir kavramdan söz edilmez (yabancılaştırma ya da yadırgatma biçiminde söz edilir) Marks’ın kapitalde söz ettiği şey emekçinin ürettiği metaya yabancılaşması ile brecht’in kuramında bir öğe olan kavram benzerliği aynı şeyi tarif etmez. Dileyen araştırabilir ipucu vermek gerekirse "tiyatro için küçük organon"un 47. maddesine bakılabilir. Ya da yine brecht’in çalışma günlüğü kitabına bakılabilir. Bununla da yetinilmezse "epik tiyatro" kitabına bakılabilir.

Şimdi anlaşılan bir çamur atmak isteniyor. Adam sosyalistmiş, duruma yabancılaşılmış. Buradaki mesele adama çamur atmak değil sosyalizme ve sosyalistlere çamur atmaya çalışmaktır. Kimse kafasına göre "kuram" yaratmasın derim nacizane, kimse sosyalistlere çamur atarak varolmaya çalışmasın derim bir de. Atmaya çalışıyorsa da, hele bunu Brecht (ki o da bir sosyalist, tıpkı Nazım gibi) üzerinden yapıyorsa, biri çıkar yabancılaşma ile yabancılaştırma etkisi arasındaki farkı biraz öğren der. Şimdi bu yazdıklarıma şöyle yanıtlar gelecek, ukalalık yapıyor.vb. hayır! tam tersi neye itibar edip neye etmeyeceğimizi sorgulamaya çalışıyorum. Belki de birçok tiyatro öğrencisi bu yorumları okuyor, yabancılaşma ile yabancılaştırma arasındaki farkı bilmeyen mi ukalalık yapıyor yoksa ben mi?

Mutlu Yıllar...
(Brecht’in metinlerinden derlenen böyle bir oyun mu vardı: Mutlu Yıllar)



Ali - ( 1/9/2009 )
hahaha bu herif bilinçsiz bilinçsiz bir yazı yazmış
brechtin karısını tanıyamamış.
Böyleleri oldukça tiyatro kalkınamayacaktır.


Bu Oyun Hakkındaki Görüşlerinizi Paylaşın !

İsim
Mail  (Yayınlanmayacak)
Yorum
Güvenlik Kodu= 178
Lütfen bu kodu yandaki kutuya yazınız
 

    Son Eklenen Yazılar     En Çok Okunan Güncel Yazılar
'Ağaçlar Ayakta Ölür' - Nevra Serezli ve Tiyatro Kare (Füsun Akmen Balkaya)
Atam Siz Rahat Uyuyun Gençleriniz Size Layık - Yıllar Sonra 'Satıcı'nın Ölümü' - Bir Büyük Sanatçı Argun Kınal'a Veda
    Tüm Tiyatro Yazıları

    Bu Tarihte Yayınlanan Diğer Yazılar
    Bu yazının yayınlandığı tarihte gündemdeki diğer yazılar aşağıda listelenmiştir...

  • Tiyatronun Kuru Fasulye ile Bağlantısı (Nihat Keleş) - 12/30/2008
  • Yanmak… Kül Olmaktır Sivas Ellerinde... (Yurdagül Yurtseven) - 12/29/2008
  • Marx’a susadığımız kadar Brecht’e de susamışız! (Cansu Fırıncı) - 12/29/2008
  • SÜRMANŞET: Her türlü eyleme hazır mısınız? (Rengin Uz) - 12/29/2008
  • Oyun Atölyesi - Testosteron: Soytarılar Panayırı (Melih Anık) - 12/28/2008
  • İBŞT'nde Hareketli Öykü (Okuma) Tiyatrosu: Yedi Tepeli Aşk (Üstün Akmen) - 12/27/2008
  • Sümerde Yeni Yıl (Akitu) Şenliği ve Tiyatronun Etimolojisi ve Hatta Sümerolojisi ! (Savaş Aykılıç) - 12/27/2008
  • Kanlı Nigar - Ankara Devlet Tiyatrosu (Ahmet Olcay) - 12/26/2008
  • -Aristosal Sunumla- Bertolt Brecht Gecesi (Kemal Oruç) - 12/25/2008
  • Testosteron – Oyun Atölyesi (İsmail Can Törtop) - 12/23/2008
  • Elim Sende ve Araf Ne Taraf (Üstün Akmen) - 12/23/2008
  • Onların diz boyu, bir çocuğun baş hizasıdır: Maskeliler (Üstün Akmen) - 12/23/2008
  • Tekrar Çal Sam; Başarılı Bir Ekip Çalışması (Rengin Uz) - 12/21/2008
  • Geleneksel'den Halk Tiyatrosu'na, tiyatromuz. (Adnan Tönel) - 12/20/2008
  • Yıldız Kenter'in Yıldız Kenter Bayramı'ndaki zaferi: Victoria (Üstün Akmen) - 12/19/2008
  • Deri Ceket – İstanbul Şehir Tiyatroları (İsmail Can Törtop) - 12/17/2008
  • Daha Nice Yıllara, Tiyatromuzun Onur Abidesi... Daha Nice Yıllara (Üstün Akmen) - 12/17/2008
  • Üniversite Tiyatrosu Kavramı ve Muğla Üniversitesi Tiyatro Topluluğu (Öznur Çetin) - 12/17/2008
  • Seyirciye Saygı (Engin Alkan) - 12/15/2008
  • Tiyatro Eleştirmenleri Birliği’nden Uyduruk Bir Eleştiri Seçkisi (Feridun Çetinkaya) - 12/15/2008
  • Yorumun Yorumu (Arda Aydın) - 12/15/2008
  • Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye Oyun Eleştirisi ve Naşit Özcan Röportajı (Selçuk Soğukçay) - 12/15/2008
  • Bana Benden Bahset - Evlilikte ufak tefek CİNAYETLER (Rengin Uz) - 12/14/2008
  • Orhan Alkaya, İBŞT'de gene bir ilke imza atmış: Canavar Sofrası (Üstün Akmen) - 12/14/2008
  • Canavar Sofrası - İstanbul Şehir Tiyatroları (Ayşe Müge Gerdan) - 12/14/2008
  • Gripli Tavuklar (Hüseyin Manto) - 12/14/2008
  • Zorunlu Hedefler - Ankara Devlet Tiyatroları (İhsan Ata) - 12/13/2008
  • Çınar Polis Karakolu (Mustafa Firuz Bozkurt) - 12/11/2008
  • Tiyatroadam'ın mutlaka izlemeniz gereken oyunu: Albay Kuş (Üstün Akmen) - 12/11/2008
  • İKSV ve SANAT (Cüneyt İngiz) - 12/10/2008
  • Van Devlet Tiyatrosu'nda Bir Lope De Vega Oyunu: Çılgın Dünya (Üstün Akmen) - 12/10/2008
  • Ferhanca felsefe dersleri - Boşgezen ve Kalfası (Rengin Uz) - 12/9/2008
  • Barış - Adana Devlet Tiyatrosu (Ahmet Olcay) - 12/9/2008
  • Deri Ceket - İstanbul Şehir Tiyatroları (Ayşe Müge Gerdan) - 12/9/2008
  • Laf -U Güzaf (Engin Alkan) - 12/7/2008
  • Antalya Devlet Tiyatrosu ve -Benim Doktor Oğlum- (Öznur Çetin) - 12/7/2008
  • Savaş Bezirganları için: -Korku ve Sefalet- ile -Savaş ve Barış- (Üstün Akmen) - 12/5/2008
  • Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye - İstanbul Şehir Tiyatroları (Ayşe Müge Gerdan) - 12/5/2008
  • Kenter Tiyatrosu'nda 39 Basamak ve Türk Tiyatrosu'nda Yaratıcılık (Melih Anık) - 12/4/2008


  • Tiyatro Kursu Başlıyor!
    5 Kasım'den itibaren her PERŞEMBE Kadıköy'de!
    Çalışanlara yönelik hobi sınıfı!



    Duyuru Panosu!



    Son Eklenen Tiyatro Oyunları

         Güncel Yazılar

    Yazar olmak ister misiniz?
    Yazar olarak tiyatrodunyasi.com ailesine katılmak, yazılarınızı yüzbinlerce tiyatroseverle paylaşmak isterseniz tiyatrodunyasi@tiyatrodunyasi.com adresine mail gönderebilirsiniz...

    Mail Listemize Üye Olun

         Güncel Haberler
    Şehir Tiyatroları, Özel Tiyatrolara Kasım Ayında da Sahnelerinde Yer Veriyor
    oyun atölyesi'nde yeni sezon başlıyor...

    Tiyatro Dünyası'nı takip Edin
     
     |