| Tiyatro Kursu  | Şirket Tiyatrosu
Tiyatro Dünyası
Tiyatro Dünyası Bu Sahnede...
 
Ana Sayfa  |  Hakkımızda  |  Yazılar  |  Haberler  |  Yazarlar  |  Tiyatro Oyunları  |  Tiyatro Grupları  |  Sanatçılar  |  Kaynak  |  Duyuru Panosu  |
Kafka'yı Yakmışlar (!) : Dönüşüm / İstanbul BB Şehir Tiyatroları
Melih Anık




Oyun, ilk kez 14 Ocak 2009 da seyirci ile buluşmuş.(Oyunu uyarlayan: Ümit Denizer –yöneten: Turgut Denizer . Oyunda Ahmet Cemal’in çevirisi kullanılmış.)

Oyun dergisinde , çocuk oyunu “Benim Arkadaşım Yok”; gençlik oyunu “Her Şeyin bir Sınırı Var” ve yetişkinlere “Dönüşüm” oyunlarının, dünyada ilk kez uygulanan bir yaklaşım ile “Değişim Üçlemesi” başlığı altında sunulduğu belirtiliyor.

“Dönüşüm” isimli oyunun bir “Değişim” üçlemesi altında verilmesini yadırgadık. Malum üst başlıklar içeriği tanımlar. O halde “Dönüşüm”, bir “Değişim” mi demek istenmiştir ?

Yıllardır ismi üzerinde uzun uzun tartışılmış bir eser ile ilgili bu yaklaşım bizi şaşırttı.

Kısaca

Herhangi bir tiyatro eleştirmeninin, Kafka’yı ve de Dönüşüm’ü okumuş birinin, tiyatroya meraklı bir seyircinin bu oyundan mutlu ayrılabileceğinden kuşkuluyuz . Oyunu yan yana seyrettiğimiz ev hanımı da - ki sorduğu sorulardan anlaşıldığı kadarıyla tiyatroya ve edebiyata çok da yakın değildi- beğenmedi.

Oyunu Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde çarşamba matinesinde seyrettik. Salonda çoğu öğrenci ve ev kadınlarından oluşan bir seyirci topluluğu vardı. Onları görünce içimiz sızladı. Bu oyunu “Kafka” sanacaklar, “uyarlama” sanacaklardı . Belki edebiyat dersinde tartışacaklar, belki de konu komşu ile sohbet ederken “Böcek” olmuş adamın hayret verici ama asla anlamadıkları hikayesini ballandırarak, anlamış gibi anlatacaklardı. Başkalarının da “canını yakacak”lardı.

Salondan çıkarken kulak misafiri olduğumuz , bu anlamış gibi yapanların söyledikleri - oyunun düzeyini düşündüğümüzde - içimizi acıttı ; ruhumuzu daralttı.

Biliyoruz ki okullarda edebiyat öğretmenleri oyun vesilesiyle bir taşla iki kuş vurmuş olmak için, öğrencilerini Dönüşüm’e götürmek ve Kafka’yı tanıtmak için çaba harcayacaklar.

İşte bu yazı o nedenle yazıldı.

Yapabildiğimiz kadarıyla gördüğümüz yanlışı anlatmaya çalışacağız. Böylelikle, eğer bu oyun sahnede kalmaya devam edecekse o zaman neyi “izlemedikleri” konusunda bilgilendirerek seyircilere yardım etmiş olacağımızı düşünüyoruz..

Franz Kafka

Kafka 3 Temmuz 1883’de Prag’da doğmuş , 3 Haziran 1924’de Kierling, Viyana’da ölmüş.

Modern dünya edebiyatına, belki de en çok tartışılan, yorumlanması ve biçim yönünden bir edebiyat akımına mal edilebilmesi zor eserler bırakmış.

Eserlerinden bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

Bir Savaşın Tasviri(1905-1906);Taşrada Düğün Hazırlıkları (1906-1907)); Gözlem(1913); Kayıp(1911-1914) ;1912 Dönüşüm/Değişim-Die Verwandlung (1912);Ceza Sömürgesi(1914); Dava(1914);Köy Öğretmeni (1915); Şato(1922)

Yayımcısı Max Brod’a yazdığı mektupta Kafka şöyle der:

“Yazdıklarımdan sadece Yargı,Ateşçi,Değişim,Ceza Sömürgesi,Köy Hekimi, kitaplarıyla Açlık Cambazı adındaki hikaye kalsın.Kalsın dedimse bunların yeniden basılıp yarınlara iletilmesini diliyor değilim.Tersine bunların büsbütün kaybolup gitmeleri benim gerçek isteğime uygun düşerdi. ..Bütün yazılarımı yak ve hiç zaman geçirmeden yap bunu.” (Kafka-Dava-Cem Yayınevi-1974 s 319)

Eserin İsmi - Değişim/Dönüşüm

Orijinal ismi “Die Verwandlung” olan eser İngilizceye “The Metamorphosis” olarak çevrilmiş.

Sözlüklerde “Metamorfoz: Canlının yumurtadan çıktıktan sonra, tam bir ergin görünümüne erişinceye kadar geçirdiği evrelerin bütünü, başkalaşım.” şeklinde açıklanmaktadır.

Türkçede ilk 3 tercümesi(Vedat Günyol, Arif Gelen,Kâmuran Şipal ) “Değişim” adıyla yayımlanmış ; Ahmet Cemal 1986 da kitabın adının “Dönüşüm” olmasını tercih etmiş. 2000 li yıllarda “Dönüşüm” ismiyle , Vedat Çorlu çevirisi var.

“Kafka'nın bahsettiği "die verwandlung" rutininden çıkartılan insanın yaşadığı dönüşüm sürecidir. Önemli olan değişerek bir böcek olma durumu değildir asla. Aksine Kafka bundan özenle kaçmış ve bir insanın dönüşüm sürecini kaygılı korkulu bir iç daralması ile tıpkı Josef K. 'da olduğu gibi uyanma ile başlatmış ve bu dönüşümü sorgulamıştır.”

Ahmet Cemal, ilk basımı 1986'da yapılan ilk çevirinin önsözünde, Kafka'nın anlatısının , özgün adı olan Die Verwandlung'un, Almanca'da bir değişimden çok daha köktenci bir olguyu, tümüyle değişip başkalaşmayı dile getiren bir sözcük olduğunu söylüyor ki bu tercihin eserin içerdiği anlama uyduğunu söyleyebiliriz.

Konu

Kafka ,bir sabah uyandığında kendini bir böceğe dönüşmüş olarak bulan Gregor Samsa’nın hikayesini 3 bölümde anlatmıştır :

1.Bölüm- Böcekleşme. Gregor’u baskı altına alan çevrenin ve kaygılarının anlatılması.

2.Bölüm Ailenin (anne,baba,kız kardeş) yeni duruma uyum sancıları ile eskiye dönüşüm umudu ve her şeye rağmen böcek-insan’ı kabul etme çabaları ; aile içi dayanışmanın ortaya çıkması ; böcek-insanın yeni durumunu algılaması , sonun başlangıcı.

3.bölüm ise Böcek-insan’ın çevredeki insanları , olayları yeniden algılaması; ailenin, içine düştüğü maddi ve manevi açmazdan kurtulmak için “dönüşme”si , değişmesi. Aile içi dayanışmanın pekişmesi , yeni bir dönemin başlaması.

Zaman, ilk bölümde dakika/saat, ikinci bölümde gün 3 bölümde ise ay ile ölçülür, geniş zaman ile biter.Olayın bitişi Mart’ın sonuna denk gelir.Yani ilkbaharın başlaması ile aile Gregor’dan kurtulmuş (?) , bir umuda(!) doğru yürümektedir.

Kafka aileyi böceğin duyduğu seslerle çizer.Yani yaşananlara böcek-insanın dünyasından bakarız.

Dönüşüm – Böcekleşme - Başkalaşma

Dönüşüm,bireyin , aileden başlayarak yaşadığı tüm çevre ve ilişkiler içindeki trajedisini anlatır. Toplum içinde “Uyumlu” kişilikler olarak anılan “Uslu” bireyler, başkalaşım geçirdikleri andan itibaren çevre için “Böcek” olarak görü(l/n)meye başlarlar.

Gregor Samsa aslında böcekleşerek bilinçaltındaki başkaldırısını ortaya koymaktadır.

Ama dönüşüm ayni zamanda bir “içe kapanma” olarak da yorumlanabilir.

Daha da ileri giderek “Dönüşüm” bütünüyle bir rüya olarak da algılanabilir.

Ama her ne ise, otorite ve hiyerarşi baskısını hisseden bireyin bilinçaltının köpürmesidir.

Böcekleşme ayni anda bir özgürleşme de olabilir, otorite ve hiyerarşiyi takmama ile ortaya çıkan bireysel bağımsızlığın ilanı da..

“Böceğe dönüştüğü andan başlayarak, toplumun ve ailesinin ona ilişkin -onu tutsak kılan- beklentileri, artık sonuçsuz kalmaya yargılıdır; böceğin iğrençliği, çizgisi, sürüyle uyuşmayan bağımsız bireyin iticiliğiyle özdeştir.”(Ahmet Cemal)
Ama özgürleşme mutlak anlamıyla “sonsuz” değildir. Birey özgürleşirken onun sınırlarını belirleyen bedensel engeller/kısıtlamalar ortaya çıkar. Arada kalmış böcek-insan hangi çevreye ait olabileceği konusunda çelişkiler yaşar.

Zira “Gregor Samsa’nın özgürlük, bağımsızlık tasarımı, belli bir durumu arkada bırakmaktan ibarettir sadece, tasarlayamadığı bir durumun özlemini bile çekememektedir o, ama üçüncü bölümde göreceğimiz gibi, “hep aradığı”, belki de bulmaktan korktuğu bir “besin” söz konusudur.” (Veysel Atayman)

Eserde Gregor’un böcek olmasındaki (varsa) suçunun ne olduğu tartışılmaz. Bu durum olduğu gibi kabul edilmelidir.

“Kafka’nın, bu öyküsüyle ilgili olarak, kitabına kapak resmi yapılacaksa, böceğin kesinlikle gösterilmemesi gerektiğini hatırlatması boşuna değildir elbette. Çünkü böcek ya da böcekleşme, bir durumdur: İçine çekilinmiş bir durum ya da içten dışarıya bakmanın durumu.” (Veysel Atayman)

Gregor’un Çevresi

Kitapta,Gregor’un çevresindeki anne baba ve kız kardeş Grete’den oluşan ailesi, müdürü , 3 kiracı ve temizlikçi ihtiyar kadın anlatılır..

Eserde, aile ilk anda korkar, şaşırır, panikler. Ama ailenin korkusu, düzenin eskisi gibi devam etmeyeceğine yöneliktir. “Düzen”(?) içinde dengenin bozulması söz konusudur. Bir süre sonra eski hale gelineceği umudunu taşıdıkları için böcek-insan ile geçici bir iyilik ve uzlaşma dönemi yaşarlar. Hatta Gregor’un odasını o rahat etsin diye yeniden düzenlerler. Ama bir taraftan da Gregor eski haline dönerse odasını eskisi gibi bulsun diye de çaba harcarlar. Yaşananları bir gün unutacaklarına inanırlar. Gregor yaşadıklarını unutmalı, bu “bağımsız” dönemden çıkarak eskisi gibi onların istediği bir “evlat” olmayı sürdürmelidir. Grete , Gregor rahat etsin diye çaba harcarken anne ve baba kendi hayatlarını düzenleme çabası içindedirler.

Eserdeki önemli kişi kız kardeş Grete’dir. Kardeşler arasında çıkar değil sevgi bağı vardır. Anne-baba olayın kendi yaşantılarına olan etkisi üzerine yoğunlaşırken Grete ,Gregor’un kişisel felaketi ile ilgilidir. Ailenin maddi krizinde Gregor’un yerini Grete alır. Gregor ile anne-baba arasındaki köprü de Grete’dir.

Gregor, Grete’nin keman çalışı ile müziği “keşfeder” ve kendisi için anlamının ne büyük olduğunu hisseder. Müzik yaşadığı hayatın anlamsızlığını fark etmesine yardımcı olur. Böylelikle böcekleşirken ,Gregor’un insan tarafının kaldığını anlarız. Kız kardeşini konservatuara gönderme düşüncesi olduğunu öğreniriz. Bu kendi içinde bastırılmış,gizli kalmış (yaşadığı hayat nedeniyle) bir arzunun kız kardeşin hayalleri üzerinden tatmin edilmesi midir?

Anne baba olayı “Bunu bize yapamazsın! / Bu bize yapılır mı!” olarak alırlar. “Eyvah!” “Olamaz!” bağrışları aslında kendi durumlarına yöneliktir.

Bir süre sonra aile içine düştüğü ekonomik durum nedeniyle eve 3 kiracı bey alır. Gregor’un odası evdeki öte berinin tıkıldığı bir oda haline gelmeye başlamıştır. Kiracılar eve yayıldıkça yayılırlar. Aile ,bu yeni durum karşısında (yani kendisi rahatsızlaştıkça) suçlu olarak Gregor’u görmeye başlar. Gregor’un cezalandırılması / hak ettiğini bulması gerekir.

Baba elindeki elmalarla böcek oğlunu yaralar.Bu Gregor’un sonu olacaktır. Baba aslında “karısının” bayılmasına neden olan bu “yaratıktan” kurtulmak için gerekeni yapmıştır.

Müdür, sistemin temsilcisidir. Tüm ilgi alanı işten ibarettir. Hayata o açıdan bakar. Ona göre önce vazife gelir; insanların önemi, iş yaptıkları sürece vardır.

Temizlikçi ihtiyar kadın böcek-insan ile ironik şekilde konuşan bir karakterdir. Yaptığı iş ve böceğe umursamaz/kayıtsız bir bakış açısı vardır. Belki de çevredeki karakterler içinde bir tek o, yaşanılan durumu doğal bir olay olarak karşılar .Zira kendi düzenine yönelik bir tehdit söz konusu değildir. Böcek-insanı salt böcek olarak algılayan odur. Onun temsil ettiği sınıf ve değerleri Gregor’un “böcek”leşmesindeki anlama yabancıdır. Bu bir anlamda aydının halk ile ilişkisine de ayna tutmaktadır.

Bu kadar karakterin içinde en az onlar kadar Gregor’un kimliğini ortaya çıkaran karakter duvarda asılı tablodur.

Eserin başında Gregor’un odasında asılı olduğu anlatılan bu tabloda boynunda boa yılanı biçiminde, uzun bir kürk atkı bulunan, dimdik oturmuş kadın resmedilmiştir.

Gregor için bu resim çok önemlidir,özel olarak çerçeveletmiştir.Bekar odasının cinsel nesnesidir. Odası boşaltılırken o, insan tarafıyla bu tabloyu bedeniyle örter. Bu “ben hala insanım” demektir. Hem kendine hem de çevresindekilere sunulan bir kanıttır sanki bu davranışı.

Uyarlama Yöntemi

Kafka eserinde kendi aile çevresine; içinde yaşadığı toplumun kurumlarına (din , iş yaşamı vb) ; insanlar arası ilişkilere göndermeler yapıyor.

Uyarlayıcı , doğaldır ki kendine göre bir yol seçecektir. Ancak bu yolun eserde anlatılanlara, eserin ruhuna uygun ; oyun “çatı”sının kesin olması yani bakış yönünün doğru olması gerekir.

Uyarlama dili seçtiğiniz türün özelliklerine göre değişecektir elbet. Ancak uyarlayan eserin yorumunu yaparken öze uygun yeni bir söylem(yerel ve global ) getirmelidir.

(Bu günlerde İstanbul Modern Sanat Müzesi’nde “Gölgeye Övgü” sergisi kapsamında Kafka’nın Katarina Lillqwist tarafından yapılan Köy Hekimi eserinin animasyon filmi gösteriliyor.Ne demek istediğimiz bu filmde açıkça görülmektedir.Bu sözsüz filmin global dili yakalaması da ayrıca bir başarıdır.)

Eğer bazı göndermeler oyunun oynandığı topluma yabancı ise , uyarlayıcı, onların karşılıklarının temsil ettiği sembolleri bulabilmeli ve toplumun ortak çağrışımlarını kullanma ve de yaratımına katkı yapabilmelidir. “Bok böceği” , “3 uzun sakallı kiracı” “Temizlikçi kadın” sembollerinin özel ilgi ile ele alınması gerektiği gibi..

Ama temel olarak olayın hangi açıdan alınacağına ve hangi sahnelerle verileceğine karar vermelidir.

Oyunda sahne kuruluşları açık değil.. Birbirleri ile ilintili değil.. Akıcı değil.. Bakış açısı bulanıktır.

Ön ve son oyunda uyarlayıcı/yönetmen kendini öne çıkarmaktadır. Soyut bir anlatımın şifresini çözmüş gibidir. Kendisi gibi düşünülmesini istemektedir sanki. (Kafka bile yapmamış , olayı ortaya koymuş.Yıllardır tartışılıyor.) Seyircinin işlevini “yok”a indirmiştir. Bu bile “Kafka ruhunu” yok etmiştir.

Anlatım biçiminiz ne olacak? Epik,dramatik ya da diğer? Oyunda epik başlayan anlatım sonra dramatik olarak akmış ve tamamlanmıştır.

Bu durumda oyunculuk nasıl olacak ? Esas kaybolunca oyuncular da kaybolmuş. Dekor,kostüm , ışık vb de…

Hangi duruma dialog yazılacak ? Eserde geçen “Eve kiracı alındı”dan yola çıkarak kiralama üzerine yazılan dialog ; “Annemle babamın patrona olan borçlarını ödemeye yetecek parayı bir kez biriktirdim mi-ki daha beş-altı yıl sürebilir bu” için yazılan dialog, esasın kaçırılmasına ve gereksiz ayrıntıya girilmesine neden olmuş. Ayrıca iki olay arasında fark var. Biri olayların akışının içinde diğeri ise anlatılan zamanın öncesinde.. Ama her ikisi de salt “bilgi”. Gerekli ama “sahne” olacak kadar değil .

Oyunun “Yorum”u(?)

Yukarda çerçevesi çizilen bir eserin sahneye uyarlanmasında da bu özelliklerin doğru bir şekilde yansıtılması gerekirdi . Uyarlamada esas olan eserin özüne sadakattir.

Bu hem yazara hem de seyirciye saygının gereğidir.

Şimdi bazı hususları dikkate sunalım:

1.Böcek eserdeki tanımıyla büyük bir böcektir. Bu nedenle çevredeki insanların boylarını sırıklar üzerinde uzatarak göreceli olarak böceği küçültmenin bir anlamı yoktur. Yönetmen sadece temizlikçi kadının boyunu uzatmamıştır.(!)

Bir bakış açısıyla Gregor böcekleşerek “insanlaşmaktadır”. Aslında böcek-insan gözünden kendisinin her anlamda “küçüldüğüne” dair bir ipucu da yoktur ki çevresindekileri “büyük” görsün. Yönetmenin yaptığını yerinde bir yorum olarak alamıyoruz. Ayrıca oyunda bir rüya yaşandığına dair bir iz de yoktur. Bu nedenle bir karabasanın ortaya çıkması olarak da yorumlamak da olanaklı değil.

2. Böcek kimi tercümelerde hamam böceği olarak da isimlendirilmiştir. ( Bknz-Vedat Günyol çevirisi) Tüm çevirilerde olduğu gibi temizlikçi yaşlı kadın sıklıkla “bok böceği” diyor ki bu seyirciyi güldürüyor. Sanırız ki bu halk ağzına yakıştırılan bir söylemdir.

Bok böceği bizim dilimizde değersizleştirmeyi vurgulayan bir aşağılama olarak kullanılmaktadır. Ancak Kafka, böcek-insanı aşağılamamaktadır. Gregor da kendisini öyle görmemektedir.

Bok böceği başka kültürlerde erkekliğin tartışılmaz gücü, üreme, bilgelik, reankarnasyon, ölümsüzlük ve yenilenmeyle özdeşleştirilmiştir.

Bok böcekleri sert kabuklu böceklerdendir ve bir çoğu parlak metalik renklerde ve 5-60 mm büyüklüğündedir. Bu böcek, küre imal edebilen tek böcektir. 30 adet parmağa sahiptir. Ön ayaklarının yardımıyla dışkıdan iri bir küre yapar, bu kürenin içine yumurtalarını aşılar ve küreyi başı hep doğuya dönük olarak, arka ayaklarıyla yuvasına itip gömer. Yirmidört gün sonra yavruları belirmeye başlayınca, küreyi topraktan çıkarıp suya götürür. Küre suda eridiği zaman da yavrular serbest kalır.

Böceğin yumurtalarını koyduğu ve itme gücüyle yuvarladığı küre, kozmozda bir güçle yuvarlanıp giden bir ateş küresi olan ve tohumlarını Sirius’ten alan Güneş’i simgeler. Sembolün bu anlamdaki kullanımında, sembole genellikle Güneş’i simgeleyen bir diskin eşlik ettiği görülür.

Her şey bir yana, yukardaki çerçeve içinde “bok böceği” vurgulaması bile müthiş bir yorum olurdu. (Tek başına kalmaması koşuluyla) Oysa ki yönetmen böceğin oyun boyunca taşıdığı sepetin içinden ( öyle bir iz yok ama belki de o da bok böceğinin küresine bir gönderme yapıyor (mu?)) kahkahalarla gülen ve ön oyunda da vurgulanan oyuncak “şaklabanı” çıkarmıştır ki bunun neye hizmet ettiğini ve de oyun ile nasıl bir ilişki kurulduğunu anlamakta zorluk çekiyoruz.En yakın bulabildiğimiz yorum mutluluğun kaybedilmesine yapılan göndermedir.Eğer öyleyse bu yorum da yanlıştır. Zira Gregor için kahkahanın(mutluluğun) kaybedilmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Böyle bir son ve de zavallı(?) böceğin el arabasında sahneden dışarı taşınması yanlış bir melodramatik bir etki yaratmaktadır.

3. Eser üç bölümde gelişmektedir. Oyun içinde zaman algılaması bölümler arasında değişiktir.

İlk bölümde dakika/saat,ikinci bölümde gün üçüncü bölümde ay zamanı belirler. İlkbahar ile biter. Oyunun temposunda giderek ağırlaşan ve de mevsimi dikkate alan bir sahneleme incelikli bir çalışma olurdu. Uyarlayan bu gerçeği de dikkate almamıştır. 50 dakikalık oyun, titiz bir uyarlama yapılmadığı düşüncesini güçlendirmektedir.

4.Karakterlerin eser içinde gelişmesi/değişmesi verilmemiştir. Özellikle aile fertleri önce korkmuş, Gregor ,işe gidemeyecek diye kaygılanmış,sonra umutlu(tekrar eski halini alacağı umudu) en sonda kendilerini düşünen davranış ve düşünce biçimleri verilmemiştir.Kız kardeş Grete’nin başlangıçtaki sempatik davranışları gösterilmemiştir.Diğer karakterlerin konumlandırılması da açık değildir.

En önemli husus ailenin “Bu bize yapılır mı?” “Eyvah!” “Aman Allahım!” gibi sözlerle açıklanabilecek konumlarını yönetmen “Sen ne biçim insansın Gregor?” tekerlemesi ile vermiştir ki bu bile tek başına eserin ruhunu anlamamanın bir göstergesidir. Kaldı ki tekerlemenin dakikalar boyunca tekrarı da oyunu müsamereleştirmiştir.

5.Olay aslında böcek-insan algılaması ile anlatılmışken, uyarlayan nedense olaylara dışarıdan bakmayı seçmiştir. Bu nedenle böcek-insanın oyun boyunca zavallı halini ve onun karşısındakilerin anlamsız hezeyanlarını seyretmek zorunda kaldık.

6.Böcek-insanın diğer karakterlerle ilişkisi eserde anlatılana uygun değildir. Böcek-insanın ne düşündüğü anlatılmamıştır ki eserdeki durumu anlaşılabilsin? Oyun boyunca böcek-insan sessiz sedasız yerde yuvarlanmaktadır. Sonunda da el arabası ile sahneden taşınır. Gregor Samsa’yı oynayan oyuncunun selama çıkmayışı da ilginçtir. (Yanımızda oturan ev hanımı en çok bunu merak etti.) Özellikle başlangıçtaki epik ögeleri düşündüğünüzde…

7.Eserde böcek-insanın zamanla duvarlarda tavanda gezindiği hele tavandan asılmayı çok sevdiği belirtiliyor. Böcek-insanı yerde süründürmek, bu beceriyi sergileyecek dekorun kurulamamasından mıdır, oyuncunun bulunamamasından mıdır? Oysa ki bu oyuna inanılmaz bir görsellik katardı. (Bir dansçının oynamasına ne dersiniz?) Bu açıdan bakıldığında oyunun teknik sahneleme tarafı da sığlıktan kurtulamamaktadır.Oysa ki eser insan hayaline ne olanaklar sunmaktadır.

8.Eserde kızın keman çalışı kiracılar için “berbat”, Gregor için ise “güzel”dir. Kaldı ki kiracılar keman sesini uzaktan duymuş ve kendilerini rahatsız etmediğini söylemişlerdir. Oyunda kiracılar müziği “Kapı gıcırtısına“ benzetiyor . Oyuncu da gerçekten öyle çalıyor. Bu icra(!) Gregor’un ruhunda uyanışı nasıl sağlar ? (Böcekler müzikten anlamaz nasılsa mı?) Müzik teması insan tarafının yaşadığını göstermek için kullanılmıştır . Vurgulanmak istenen müzik ile sembolleşen özgürlük düşüncesidir. Oyunun hangi açıdan ele alındığı ise belli değildir.

9.Benzer semboller böcek-insanın yemek seçmesi ile de vurgulanır. Aradığı besini bulamama duygusu, insanın yemeğine ağzını sürmeme ile de ortaya çıkıyor. Özgürlük ve bağımsızlık arayışı değil bulunulan durumdan çıkma düşüncesine gelir. Ama o durum önceden tasarlanmış bir durum değildir. O yeni durumdan korku, besine el dokundurmama ile verilir.Belki de kendini insan sanırken de böcek gibi yaşamaktaydı?(Veysel Atayman) Oyunda bu sembol de ıskalanmıştır.

10.Kiracıların evi kiralamaları esnasındaki dialog –diğer bazı dialoglar (Ailenin müdürden borç alması) gibi- uyarlayıcının hayal gücünün ürünüdür. Uyarlama oyunlarda dialoglar eserin özüne, ruhuna bağlı olmak zorundadır. Uyarlayıcının keyfine göre dialog yazma özgürlüğü yoktur. Kafka kiracıların 3 uzun sakallı adam olduğunu vurgular. Bu dinsel bir gönderme olabilir. Oyunda ise bir kadın bir erkektir. Kaldı ki her duruma bir dialog yazma da gerekmeyebilir. Tiyatronun sözsüz ifade biçimleri (pandomim,dans vb); diğer sanatların yaratıları ve ifade biçimleri kullanılabilirdi.

11. Oyunun ön oyun ile başlatılması , Gregor’un poz almış(donmuş) oyuncuların arasına bavulu yerleştirme, sahnede makyaj gibi epik ögeler oyunun ve Kafka’nın çıkış noktasını silikleştirmiştir. Kaldı ki bu yorum oyunun tümünde kullanılan söylem ile bütünlük içinde değildir. Aynen tahta bavuldan çıkan büyük örtü ve arkasından yansıtılan ışık ile yaratılan atmosferin(?) oyunun genel havası içinde yalnız(!) ve eğreti kalması gibi.

12.Kafka’nın anlattığı hikaye , adamın böcek olarak uyanması ile başlar. Uyanma Kafka’da çok vurgulanan bir temadır. Bu nedenle sahnede çarpıcı başlangıç insan olarak yatan adamın böcek-insan olarak uyanması ile yaratılabilir , eserin ruhuna uyardı.

13. Genel bir not olarak belirmemiz gereken bir husus da “Toplumsal Çağrışımın Yaratılması”dır. Bu oyunda da bir kez daha gördük ki “Ortak çağrışım” yaratmakta ve de kullanmakta sorun yaşamaktayız.

Oyun , eserdeki karmaşık yapının içerdiği derin felsefeye rağmen, uyarlamanın da derinliksiz olmasının da etkisi ile çocuk oyunu bile olamayacak bir yaklaşım ile sahnelenmiş. Böcek-insanın iç seslerle aktarılan düşünceleri saldırgan bağrış çığrışlarla harcanmış. Başka sanat dallarından yararlanılarak görsel ve entelektüel bir şölene dönüşebilecek bir oyun maalesef sığ bir gösteri haline gelmiş.

Böyle olunca da dekor kostüm,müzik,ışık gibi diğer öğelerin kendi başlarına bir anlamı kalmamış.

Üç tarafı siyah perde ile kapatılmış; arkadan gelen ışık gelsin diye perde yırtılarak yerleştirilen bir spot ( başka yolları yok mu bu işin?) ile ışığın yansıtıldığı oyunda böceğe giydirilen yelek çok yavan kalmış. Diğer dekor parçaları da şunlar: Gregor’un satıcı olmasını vurgulayan abartılarak büyütülmüş (herhalde amaç Gregor’un angaryalarını anlatmak içindi) tahta bavul ve bavul içinden çıkan sahneyi kapatan büyük örtü , kumaş örnekleri ve üstünde yürünen sırıklar, bastonlar…

Böyle bir uyarlamayı, tiyatronun diğer ögelerinde ne yaparsanız yapın, “kurtaramazsınız”. O nedenle dekor,kostüm,ışık vb ögelerin sorumlularını mazur görüyoruz. Oyuncuları da…..Ancak kadronun oyunculuk puanının ortalamanın altında olduğunu söylememiz gerekir.

Oyunu bu haliyle oynayacak özel tiyatro bulunur mu acaba? Amatör tiyatrolar da dahil!

Kaçırılmış Fırsat

Bitirirken, Ahmet Cemal’in şu tesbitini hatırlatalım:

"Birey olmasını başaranlara düşman kesilen son toplumlar ve bu toplumların en güçlü temeli olan, çocuklarının hep iyiliğini, gerçekte ise sürekli köleliğini isteyen son aile yapıları, yeryüzünden silinene değin, Kafka'nın Dönüşüm'ü geçerliliğini ve güncelliğini koruyacaktır."

Ne yazık ki bu oyun, büyük bir düşüncenin seyirciye ulaştırılması fırsatını harcamıştır.

Kafka’nın Yakılışı

Bu oyunu gördükten sonra Kafka’nın, “Eserlerim yakılsın” diye vasiyet etmesini daha iyi anlıyoruz. Anlaşılan Kafka, bir gün birisi, eserini “okur” da hiç olmadık bir yorumla “uyarlar” diye korkmuştur.

Melih Anık
www.melihanik.blogspot.com

Kaynaklar :
Değişim-Franz Kafka-Vedat Günyol- Ataç Kitapevi
Dönüşüm-Kafka - Ahmet Cemal-Can Yayınları
Değişim-F.Kafka- Kâmuran Şipal-Cem Yayınları
Dönüşüm-Franz Kafka-Vedat Çorlu-İthaki
Sevgili Milena-Kafka-Adalet Cimcoz-Say Yayınları
Dava-Kafka-Kâmuran Şipal-Cem Yayınları
http://www.toplumdusmani.net/modules/wfsection/article.php?articleid=31 veysel atayman
http://franzkafka.0fra.com/franz-kafka-b0-32.htm celal üster
http://records.viu.ca/~johnstoi/stories/kafka-E.htm
http://mitoloji.info/franz-kafka/franz-kafka-hayati-ve-eserleri.nedir
http://www.amazon.com/review/RIHTWVSVTFW90
http://www.felsefeekibi.com/forum/forum_posts.asp?TID=35862&PN=1
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=kafka%20nin%20romani%20degisim%20mi%20donusum%20mu%20tartismasi (ribelle, 05.06.2004 16:50 ~ 06.06.2004 02:19)


Yazarın Tüm Yazıları


Paylaş      
Yorumlar

Mert K. - ( 3/6/2009 )
gerçekten çok isabetli ve temelleri olan bir yazı olmuş...ne yazık ki ben de dönüşümzedelerden biri oldum...ne dekor ne senaryo ne de müzikler vs; tiyatroya dair ne kadar unsur varsa çoğundan sınıfta kalan bir oyun olmuş...hatta tiyatroya arada sırada giden insanları tiyatrodan soğutacak nitelikte bir oyun...

- ( 3/7/2009 )
orjinalinden kopuk/farklı olması bir yana ne anlattığı ne vermeye çalıştığı müphem kalmış bir oyun. Hatta yorumlanan hikaye, sonlara doğru kendini öyle bir sıkıştırdı ki 50 dk.lık oyun artık bir dakika bile uzatılamayacak duruma geldi. Her neyse anlamasak da baktık, dinledik ama hala şaşıyoruz...

MTN - ( 3/11/2009 )
Oyunu izledim aksine çok da beğendim. Üzgünüm ama eleştirilerinizi çok yıkıcı buldum. Hem tiyatromuz neden kendini geliştiremiyor diye veryansın ediyoruz hem de Dönüşüm gibi deneysel bir çalışmayı baltalıyoruz. Acaba bu yorumları yazan arkadaşlar şu an Türkiye ’de kaç tane deneysel çalışma var söyleyebilir mi? Festivallerde yabancı gruplar bir takım denemeler yapınca ağzımız açık kalır , ülkemizin tiyatroları yapınca da baltalarız. Edebiyat edebiyattır tiyatro tiyatrodur. Dönüşüm romanı Kafkanındır bu oyunda hem Kafkanın hemde -altını çiziyorum- yönetmenin ve oyuncularındır. Yönetmen kendi biçimini, birikimini, yaratımını sahneye koymayacaksa , bunu izleyen başka bir yönetmende bu doğrultuda açılımlar yapmayacaksa ne anlamı kaldı tiyatro yapmanın. Kendimizi kalıplara soka soka bu hale geldik. Ha oyun tabii ki dört dörtlük değil. Ama yönetmeni ,oyuncuları ve Şehir tiyatrolarını böyle bir deneme yaptığı için alkışlamamız gerekir. Kim koyuyor bu kuralları bu kalıpları anlamıyorum. Tiyatro yaratım ve özgürlüktür.
Bu yaratımlar ve özgürlükler de o toplumlara daha geniş bir açıdan bakmasını sağlar.


filiz - ( 3/20/2009 )
Açıkçası oyunu bende beğenmedim.Daha doğrusu eserin yorumlanış tarzı bence basitti.Oyuncular çok abartarak oynamışlar.Zaten selama çıktıkları zaman kendilerindede memnuniyetsiz bir ifade vardı.Kesinlikle özenilmeden yapılmış bir oyundu.Seyirciye hiçbir duygu geçmedi.Zaten tiyotro birşeyi nasıl anlatırsa anlatsın önce seyirciyle özleşmek değilmidir?Hele ki eserin daha önce okunmadan izlendiği için anlaşılmadığı öne sürmek bana çok saçma geliyor.Ne demek yani ben oyunu izlediğim zaman o duyguyu almadıktan sonra sizce başarılı bir işmi çıkarmış oluyolar?

zeynep dikeç ışık - ( 3/16/2009 )
sayın beyefendi,oyunu ben de izledim.kitabı ise 20 yıl önce okumuştum.o günden beri de birçok insana okutmuşumdur.evet kitabı okumayanın oyunu tam algılayamaması mümkündür.fakat yerdenyere vurmanıza da, oyunu beğenmiş bir seyirci olarak sessiz kalamayacağım.kafka’nın eserindeki çarpıcılık birazda ’soyut’ ve ’naif’ bir eser olmasındadır.oyun da kitaptan daha naif ve kitaptan daha soyut olmuş.örneğin,gregorun tekrar insan olmasından ümidini kesenlerin,gregor ile aralarına giren mesafeyi,sırayla yüksek topukların üzerine çıkışlarıyla anlatmak müthiş bir fikir olmuş.’artık işime yaramayacaksan benim dünyamda işin yok’ cümlesi bu kadar kısa yoldan başka türlü anlatılamazdı.’sen ne biçim bir insansın gregor’cümlesi ise söylenebilecek bütün cümlelerin yerini zaten doldurmuş.evet kitabı okuyanlara göre bir oyun olmuş ama çok güzel olmuş.

gök - ( 3/23/2009 )
oyunu izledim ve hayal kırıklığı yaşadım. Oyuncular çok yabancı kalmışlardı. kitapta anlatılmak istenen bence o değildi. sahneye aktarılan biz seyircilre geçmedi ve oyun bitimini hiç bir seyirci anlamadı sesler arkadaki seyirciye ulaşmadı oyunu ayakta izlememe rağmen netlik yoktu. Gregorun ailesini oynayanlar gerçekçi değillerdi bence önce kendileri inansın sonra biz seyirci yapılan emeğe inanalım....

zeynep dikeç ışık - ( 3/24/2009 )
oyunun yönetmenine seslenmek istiyorum.bir kişi bile anladı ve sevdiyse emek yerine ulaşmış demektir.o kişi de benim.kitabı okuyanlara göre bir oyun olmuş derken nezaketen öyle söylemiştim.aslında oyunda anlaşılmayacak bir durum yok.hepimiz zaman zaman sırtımıza yüklenen görevlerden kurtulmak istemez miyiz.çekip gitmek istiyorum buralardan demez miyiz.işte gregor’un herşeyi bırakıp çekip gidişidir bu hikaye.ve arkada kalanların önce durumu inkar edişleri,gregor’un yeniden dönüp işlerini yapacağını ümit etmeleri,sonra tek tek başlarının çaresine bakmaya karar vermeleri,üstelik de bunu başarabilmeleri ve gregor’a ihtiyaçları kalmayınca onu artık yalnızca bir yük olarak görmeleridir.ilk önce yüksek sırıklar üzerinde yalnızca patron vardır.çünkü gregor kişi olarak onun için birşey ifade etmemektedir.böceğe dönüştükten hemen sonra anne ve babası sırıkların üzerine çıkar,onlar da artık ümit kesmiş kendileriyle ilgilenmeye başlamışlardır ve gregor’un içindeki insan,kişi olarak gregor onlar için bir değer değildir.ve enson onu umursayan son kişi kızkardeş de sırıkların üzerine çıkar,yani başka bir boyuta geçer.gregor bütün bu süre boyunca elinde, içindeki insanı,neşeyi,oyun ve eğlence arzusunu ,kimlik yönünü ,birey yönünü sakladığı sepetiyle dolanıp duruyor.bütün bunlar oyunda son derece başarıyla vurgulanmış.herşeyin bize fotoğraf gibi anlatıldığı klasik sanat eserlerine alışmıştık.böyle hayal gücümüzü zorlayan soyut eserlerle karşılaşmak beni mutlu ediyor.zaman içinde bunları da sevmeyi öğreneceğiz.en az detayla ne kadar çok şey anlatabileceğimizi göreceğiz.bu oyun kitaptaki naifliği de olağanüstü bir başarıyla vurguluyor.naifliğin hakkını veren eserler ,insana ilk bakışta çocuksu gelen bir anlatımla son derece çarpıcı ve derin konulara işaret eder.bu konuda yönetmeni de oyuncuları da kutluyorum.yalnız şunu önemle belirtmek istiyorum,ben burada kitabı değil oyunu yorumladım.kitabı okurken ben başka bir gözle okudum,yönetmen bana kendi bakışıyla anlatmış.saygı duyabilirim ancak.oyunu beğenmezsem bir daha gitmem olur biter.ben bir tiyatro üstadı olmadığım için,’ne biçim olmuş,böyle oyun mu yönetilir’deme yetkim yoktur.dersem terbiyesizlik olur.’ben halkım,bana göre sanat yapacaksın ’demek olmaz.sanatçı eserini ortaya çıkarırken beğenilir mi acaba diye ,anlaşılsın eserim diye çıkarmaz.bunları düşünürse aynı değerde bir eser çıkmaz zaten.bizim ülkemizde çok nadiren bu kadar soyut tiyatro eserleri sahneye konuluyor.ama halktan tepki alınca oyun devam etmiyor.ne yazık.bir sanatçının kalbi çok çabuk kırılır.bin kişi eserini beğense bir kişinin laf ola beri gele söylediği bir söz onu incitir.o sanat dalının uzmanı değilsek,kırıcılık sınırına dikkat etmek lazım.ben ne oyunlar izledim ve nefret ettim.ama beğendiğim bu oyuna haksızlık edilmesi benim bile canımı yakıyor.kitabı okumaya hiç gerek yok inanın (o ayrı zevk tabi)yalnızca bir soyutlama izlediğinizi bilerek yeniden izleyin.bir bulmaca çözer gibi çok zevklidir soyut eserler.gregoru oynayan oyuncuyu da çok başarılı buldum.onun selama çıkarılmaması bile oyunun devamı olmuş ne hoş olmuş.yani iyice ölmüş öyle mi.öylesine çıkmış hayatımızdan.inanın oyunun yönetmeninin kim olduğunu bilmem bile.ama doğrusu artık merak ediyorum.tebrik ve teşekkür eiyorum.ellerinize sağlık diyorum.

gizem - ( 4/19/2009 )
çok gusel bir tiyatro ailenin böle çocuğuna köü davranması ve en sonunda gregor böceğe çevrilmesi

sezin gül - ( 4/9/2009 )
umarım bu yorumumu bu eleştiriyi yazan bey okur...ben tiyatro ile üniversite tiyatro topluluğunda haşır neşir olan biriyim ve oyuna girmeden önce romanı okumuştum ve fotoğrafları görünce o tahta bacaklar falan çok yadırgadım ve bu ne ya dedim.çünkü roman bana çok fazla psiklojik derinliğe sahip gelmişti ve görsel olarak sadece samsa etkin olabilirdi.ama sonrasında oyunu izleyince oyunun kısalığı dışında etkileyici ve özgün bir uyarlama olarak buldum.oyun sanki başka bir dünyada geciyormuş duygusu uyandırdı bende ve yanımda oturan muhafazakar olduğunu düşündüğüm karı koca bile bu özgünlüğe ragmen kendilerince çok etkilendiklerini gördüm..eleştirmen beyin sırıklar diye diye oyunu aşağılıyan bir üslüp takınmasını yadırgadım ve sanata saygısı olan bir insanın böylesi bir üslüpta yorum yapmasını estetik ve etik bulmdığımı ve oyuna veya bu oyunu oynayan tiyatroya karşı ard niyetli olduğunu bile düşündüğümü belirtmeden geçemiyeceğim.ayrıca da yaptığı yorumda az çok tiyatroyla edebiyatla da ilginen bir insan olarak eleştiri yazısını yazanın eksik ve yanlış yorum yaptığını bile söyleyebilirim;romanı bile yanlış yorumladığını düşünüyorum.romanı sinemaya veya tiyatroya uyarlamak zaten zor ;mesela ben romanınsinemaya uyarlanısını hiç beğenmezdim...ancak tiyatro sinema tekniğinden daha yoksun olmasına rağmen oyun oyuncuların tümünün olmasa bile genelinin elinde çok başarılı.özellikle oyuncular selam sahnesinde bile hala rolün içindeydiler ve sahneyi tümüyle terketme ciddiyetlerine bayıldım...böylesi bir romanı kendi tadında özgün arayış içine girerek ve bunu cesaretle uygulayan sanatçıları ve tüm emeği geçenleri tebrik ediyorum...teşekkürler

Gizem Bentürk - ( 4/23/2009 )
Alkışsız Son...

Dönüşüm oyununun afişini Kerem Yılmazer Sahnesi’nin kapısında ilk gördüğümde “Hemen bu oyunu izlemeliyim” düşüncesi sarmıştı benliğimi ve hemen ertesi günde büyük umutlarla gideceğim oyunun biletini almıştım.Sonuçta Kafka idi bu ve oyunlaştırılmış olması son derece ilginçti üstelikte türkçe bir yorumla!
Herneyse...
Oyuna gittiğim akşam kapıdan aldığım kitapçıkta – ki bu kitapçık son derece süslü idi- “Değişim Üçlemesi” yazıyordu.Önce tereddüte düştüm acaba bu bir üçleme miydi ve ben en sonuncusuna mı gelmiştim bilmeden...Kitapçığı açtığımda bambaşka bir tereddüte düştüm ilk sayfasında “Benim Arkadaşım Yok” isimli bir çocuk oyunu görülüyordu “Değişim Üçlemesi 1” olarak ve 2. Sayfa da ise “Her şeyin Bir Sınırı Var” isimli bir gençlik oyunu üçlemenin 2.si olarak ve son olarakta “Dönüşüm”ü gördüm. Hemen uyarlayan Ümit Denizer ve yöneten Turgut Denizer hakkında bilgi veren sayfaları açtım.İkisi de çoğunlukla çocuk hikayeleri yazan ve çocuk oyunları yapan kimselerdi. İyiden iyiye korkmaya başladım sanırım bir çocuk oyunundaydım!
Neyse ki yanımda arkadaşım beni rahatlattı ve oyuna girdik...
Tanrım...Bu ne bitmek bilmeyen bir çileydi...Üzülerek söyleyeceğim ki hayatımda zamanımı harcadığım için bu kadar üzüldüğüm başka bir durum oluşmamıştır herhalde.Evet çocuk oyunu değildi ancak benim de bizzat içinde bulunduğum çocuk oyunları kadar bile çekici,etkileyici ve özenli değildi.Şehir tiyatrolarında tam bir fiyasko olarak adlandırabileceğim bu oyunun ilerleyişinden bahsetmek istiyorum biraz – ki estetik duygulardan tamamen uzak, itici, sıkıcı, anlamsız- bir 55 dakika...
Oyun başlıyor, sahnenin ortasında Eminönün’de 15 TL’ye satılan hareketli , arkasındaki düğmeye basıldığında kahkaha atan tüğlü bir oyuncak ne olduğu belirsiz...Ve Gregor Samsa çıktı ortaya,sonra ailesi, büyük patron, kiracılar, temizlikçi kadın...Oyuncuların hepsi “tiyatrocuyum ben o halde neden diyaframdan konuşmayayım ve bunu insanların gözüne sokmayayım” düşüncesini benimsemiş olmalı ki son derece yapay , alık , anlamsız ve iticiydiler hele Gregor’un sevgilisini ve ilerleyen dakikalarda kiracılardan birini oynayan bir bayan vardı ki ismini hatırlayamıyorum sinirlerimin laçka olmasına tek başına yeterliydi.Ses tonu katlanılacak gibi değildi.Oyunun birkaç yerinde oyuncular tarafından eş zamanlı söylenen “Sen ne biçim insansın Gregor?” cümlesi o kadar yavan o kadar basit durmuştu ki bir an gülmemek için kendimi tuttuğumu hatırlıyorum net olarak. Dekor diye bir şey yok zaten o yüzden bahsetmek gereksiz.Sırıkların üzerinde olan insanlar onların üstünde durmak için çaba harcamaktan mimiklerine jestlerine hakim olamadılar bir türlü.Tüm oyunu o sırıklar üzerinde oynatmak ne akla hizmetti...(Oyunun bu kısmında “evet bu bir çocuk oyunu” dedim) Gregor ‘un ayaklarının oyunun neredeyse tamamında çıplak olması tam bir felaketti bu kadar kötü bir görüntü daha olamazdı...Estetik sıfır! Gerçi oyundaki en iyi oyuncu olarak nitelendirilebilecek tek kişi de Gregor’u oynayan oyuncuydu. Oyun bittiğinde – ki bittiğini de zar zor anladık- oyuncuların “ ne oldu biz ne yaptık” şeklinde anlamsızca sahnede kalması , artık öldük biz dercesine bitmiş olan enerjileri (oyunun başında da varolan bir enerji yoktu ya) oyunun tamamına yayılan “bitse de gitsek” halleri ve oyunun bittiğini bildiren “oh be gidelim de dinlenelim” ifadeleri bana 55 dakikamı boşa harcadığımı iyice kabullendirdi. Otomatik bir biçimde alkışlarken salonda çıt çıkmadığını farkettim arkama dönüp baktığımda insanlar usul usul çıkıyorlardı.Yani alkışsız bir son buldu Şehir Tiyatroları’nın Dönüşüm’ü...


ilhan demir - ( 5/22/2009 )
bu sezon izlediğim en yaratıcı ççalışmaydı.hekesin eline sağlık.inşallah büyük festivallerden birine katılır...

Bu Oyun Hakkındaki Görüşlerinizi Paylaşın !

İsim
Mail  (Yayınlanmayacak)
Yorum
Güvenlik Kodu= 222
Lütfen bu kodu yandaki kutuya yazınız
 

    Son Eklenen Yazılar     En Çok Okunan Güncel Yazılar
'Ağaçlar Ayakta Ölür' - Nevra Serezli ve Tiyatro Kare (Füsun Akmen Balkaya)
Atam Siz Rahat Uyuyun Gençleriniz Size Layık - Yıllar Sonra 'Satıcı'nın Ölümü' - Bir Büyük Sanatçı Argun Kınal'a Veda
    Tüm Tiyatro Yazıları

    Bu Tarihte Yayınlanan Diğer Yazılar
    Bu yazının yayınlandığı tarihte gündemdeki diğer yazılar aşağıda listelenmiştir...

  • Orhan Alkaya’nın Nedim Saban'ın Yazısı ile İlgili Açıklaması (Orhan Alkaya) - 3/6/2009
  • Şehir Tiyatroları'nda Yeni Bir Sansür Hikayesi (Nedim Saban) - 3/5/2009
  • Tiyatrom.com veda edeli 1 yıl oldu ! (Moderator) - 3/5/2009
  • Öldün Duydun Mu? – Altıdan Sonra Tiyatro (İsmail Can Törtop) - 3/5/2009
  • Tiyatroda Günlük 5 Mart 2009 (Melih Anık) - 3/5/2009
  • Tiyatromuzda Mustafabey Ödülleri ve Açtığı Körkuyu (Üstün Akmen) - 3/4/2009
  • Çürüme (Orhan Aydın) - 3/4/2009
  • Röportaj: Tiyatro Eleştirmeni Üstün Akmen gelecekten umutsuz... (Üstün Akmen) - 3/3/2009
  • Biri Sanat mı Dedi? (Berkan Karasu) - 3/2/2009
  • Kafka'yı Yakmışlar (!) : Dönüşüm / İstanbul BB Şehir Tiyatroları (Melih Anık) - 3/2/2009
  • Antalya Devlet Tiyatrosu - Bay Kolpert - David Gieselmann (Öznur Çetin) - 3/1/2009
  • Tiyatrocular İlgi bekliyor (Adnan Tönel) - 3/1/2009
  • Teatral Bir Yazı: BALIK SEVDASI (Yurdagül Yurtseven) - 2/28/2009
  • Nuh'un Uzay Gemisi (Küresel Isınma ile İlgili - Çocuk Oyunu) (Hakan Atalay) - 2/28/2009
  • Tiyatroda Günlük - 26 Şubat 2009 (Melih Anık) - 2/26/2009
  • Mağdur Kız, İşkenceci Celladına Karşı: Ölüm ve Kız (Üstün Akmen) - 2/26/2009
  • Dervişin İçindeki Ölümü: Derviş ve Ölüm (Üstün Akmen) - 2/25/2009
  • Çırağan Oyuncuları (Dündar İncesu) - 2/24/2009
  • Van Gogh - Tiyatro Gerçek / İkarus’un Uçuşu….Ya da Ateş Denizlerinden Mumdan Gemilerle Geçmek.. (Melih Anık) - 2/24/2009
  • Bir Delinin Hatıra Defteri - Ankara Devlet Tiyatrosu (Taner Can) - 2/24/2009
  • Bir Daha Çal Sam - İzmir Devlet Tiyatrosu (Ahmet Olcay) - 2/23/2009
  • Korkunun Ecele Ne Faydası Var, Ne De Katkısı!: ACI (Üstün Akmen) - 2/23/2009
  • Sakıncalı Piyade - Su Gösteri Sanatları Sahnesi (Uğur Mumcu) (Öznur Çetin) - 2/22/2009
  • Tiyatro Gerçek - Van Gogh (Arda Aydın) - 2/21/2009
  • ONE MINUTE! ONE MINUTE! (Yurdagül Yurtseven) - 2/21/2009
  • Ellerinizden öpüyorum sevgili Gazanfer Özcan (Rengin Uz) - 2/18/2009
  • Gidenlerin Ardından... (Yurdagül Yurtseven) - 2/18/2009
  • Gazanfer Özcan'ın Ardından... (Özlem Özdemir) - 2/17/2009
  • Gazanfer Özcan'ı Kaybettik (Melih Anık) - 2/17/2009
  • Gazanfer Özcan'ın ardından... (Gazanfer Özcan) - 2/17/2009
  • Duru Tiyatro - Bana bir Picasso Gerek (Melih Anık) - 2/17/2009
  • Genç Oyuncunun Acıları (Eser Ali) - 2/16/2009
  • Birinci Yıl... (Orhan Aydın) - 2/16/2009
  • Absürd Tiyatroda Koza ve Gidip-Gelmek (Tuğçe Kanbur) - 2/13/2009
  • Adam Olacak Kadın ve Sevgililer Günü (Yurdagül Yurtseven) - 2/13/2009
  • Ne Dersin Azizim, İstanbul DT Cevahir Sahnesi'nde (Savaş Aykılıç) - 2/13/2009
  • Aykut Işıklar'a, Nedim Saban için Söyledikleri Hakkında Kınama Metni (Tuncer Cücenoğlu) - 2/11/2009
  • Tiyatro Pera - Rahat Yaşamaya Övgü - (Eski bir Brecht'çi ve solcudan rahat yaşamaya övgü…) (Melih Anık) - 2/11/2009
  • Ziyaretçi - Adana Devlet Tiyatrosu (Ahmet Olcay) - 2/11/2009
  • F451 – Bizim Tiyatro (İsmail Can Törtop) - 2/9/2009


  • Tiyatro Kursu Başlıyor!
    5 Kasım'den itibaren her PERŞEMBE Kadıköy'de!
    Çalışanlara yönelik hobi sınıfı!



    Duyuru Panosu!



    Son Eklenen Tiyatro Oyunları

         Güncel Yazılar

    Yazar olmak ister misiniz?
    Yazar olarak tiyatrodunyasi.com ailesine katılmak, yazılarınızı yüzbinlerce tiyatroseverle paylaşmak isterseniz tiyatrodunyasi@tiyatrodunyasi.com adresine mail gönderebilirsiniz...

    Mail Listemize Üye Olun

         Güncel Haberler
    Şehir Tiyatroları, Özel Tiyatrolara Kasım Ayında da Sahnelerinde Yer Veriyor
    oyun atölyesi'nde yeni sezon başlıyor...

    Tiyatro Dünyası'nı takip Edin
     
     |