| Tiyatro Kursu  | Şirket Tiyatrosu
Tiyatro Dünyası
Tiyatro Dünyası Bu Sahnede...
 
Ana Sayfa  |  Hakkımızda  |  Yazılar  |  Haberler  |  Yazarlar  |  Tiyatro Oyunları  |  Tiyatro Grupları  |  Sanatçılar  |  Kaynak  |  Duyuru Panosu  |
Fırıldak Eleştirmenliği Kolay Değil
Can Doğan



Biri ortaya çıkıp da kendini “eleştirmen” olarak tanıtırsa ve eleştiri yazısı olduğunu iddia ettiği “şeyler” yazarsa o kişiye “eleştirmen” denir mi bilemiyorum...


En azından ben demem...


Bir sanat eserini “eleştirmenin” bir numaralı koşulunun o eserin tamamını enine boyuna takip etmesi gerektiğini düşünüyorum... Kendine “tiyatro eleştirmeni” diyen biri 10-15 YTL verip bilet alan ve oyun seyretmek için salona giren zibidi değildir ki canı sıkılınca çıkıp gitsin...


Daha önce “Keşanlı Ali Destanı” oyunuyla ilgili olarak oyunu yarısında terkettiği iddia edilen ve kendine “tiyatro eleştirmeni” diyen birinin yaptığının eleştirmenlik değil “Maymunluk” olduğunu yazmıştım... Fikrimde hiç bir değişiklik yoktur...


Bir tiyatro oyununun birazına bakıp da fikir beyan eden birinin “tiyatro eleştirmeni” olarak anılmasının tiyatro sanatına da “eleştirmenlik sanatına” da saygısızlık olduğuna eminim...


Kendine “tiyatro eleştirmeni” diyen birinin tiyatro sanatıyla ilgili hiç bir şey bilmiyorsa da haddini bilmesi gerektiğini düşünüyorum...


Kendine “tiyatro eleştirmeni” diyen birinin daha oyunun birinci perdesi bitmeden “tilt” olması ne demek... Kendine “tiyatro eleştirmeni” diyen birinin sahnede akan tere gözlerini kapatıp “kötü adam”laşmaya ne hakkı var... Dayanamamasını biraz zorlamayla da olsa anlamakla beraber “sinirlenmek” ne demek...


Bir oyun eleştirisi yazısı olduğu söylenen harf yığınında “peh, peh, peh” gibi ifadeler kullanarak çocuk paylar tadında ifadelerin mana ve ehemniyeti nedir... “Peh”leyen “Üstün” insan mahalle ağzıyla “sanat” eleştirisi yapma hak ve yetkisini nereden bulmuştur... 


Sokakta görsem tanımayacağım Tolga Karel adında, “Üstün” eleştirmen’in yazısından öğrendiğim kadarıyla Paris Devlet Konservatuvarı mezunu olan ve aynı okulda tiyatro eleştirmenliği konusunda yüksek ihtisas yapmış oyuncuya “dizi incisi” diye tırnak içi ifadelerle “aklınca” hakaretamiz bir şekilde hitabetme hakkını kim ve nereden almıştır... Sonuçta Tolga Karel adındaki şahıs “Üstün” insanın kendi kendine yakıştırdığı “tiyatro eleştirmenliği” konusunda dünyaca tanınan bir ihtisas sahibidir...


Tamam, televizyonlardaki magazin haberciliğinin zıvanadan çıktığını bu işi yapanlar da dahil kimse inkar etmiyor, ama kim hangi yetkiye dayanarak bu işi yapanlara “helvacı” gibi son derece aşağılayıcı bir sıfat yakıştırma hakkına sahiptir ki?


Aydoğan Temel’in Aleksandr Dumas’ya kanıp haddini aşıp aşmadığını bilemem. Peki, kendini “tiyatro eleştirmeni” ilan eden birinin haddiyle ilgili raconu kim kesecek? Açıkçası eleştirmen olmak da bu kadar kolaysa 1997’de hakkın rahmetine kavuşan benim babam da eleştirmen olabilir...


Oyunu seyretmedim, bilmiyorum, belki de Aydoğan Temel “ben yaptım oldu” deyip hata yapmış olabilir... Lâkin akıllı olalım... Sanki manitasıyla gırgır olsun diye tiyatroya gelmiş bir yeni yetme gibi oyunun yarısında “tilt” olup çekip giden “tiyatro eleştirmeni”nin sonuna kadar seyretmediği bir oyun konusunda ahkam kesmesini nasıl izah edeceğiz?


“Görmemeniz” gereken oyun diyerek insanların bir oyun hakkında kendi öznel fikirlerini oluşturmasına engel olmaya “eleştirmenlik” mi diyeceğiz? Buna sansürcülük denir... “Üstün” insana inanırsak bu oyunu görmememiz gerek... Nasıl yani? Sorsak demokratlıkta muhtemelen mangalda kül bırakmayacağına emin olduğum “Üstün” insan benim neyi seyredip seyretmeyeceğime “hükmediyor”... Ağır olalım, ağır olalım da “eleştirmen” desinler... Fikrini yazarsın, “tilt” olursun tamam... Ama seyircinin ne seyredip seyretmeyeceğine karar veremezsin... Eleştiri bir savlama alanıdır, hüküm alanı değil...


Bir şey bilmiyorsak da haddimizi bilelim...


“ve bildiğiniz gibi konu da, oyun da, oynanış da, sahneleniş de beni sıkacak, eleştirmeniniz oyunu birinci perde bitiminde herkese göstere göstere, hiç utanmadan terk edecek…” buyurmuş “Üstün” insan... “sıkıldım” demiyor, “sıkılacak” diyor. “Terk ettim” demiyor. “Terk edecek” diyor... Psikolog değilim ama Türkoloji okumuş biri olarak bu ifadelerin önyargılarla bezenmiş bilinçaltının tezahürü olduğunu anlayabiliyorum... Niye “herkese göstere göstere, hiç utanmadan” terk ediyor diye de düşünüyorum...


Kendini “tiyatro eleştirmeni” olarak niteleyen birinin bir tiyatro eserini yarısında terketmekten daha çok utanacağı ne olabilir ki?


Herkesin hayatında utanarak yaptığı şeyler olmuştur, ama kendini “tiyatro eleştirmeni” diye niteleyen birinin (mesleği değilse de) uğraş edindiği şeyin olmazsa olmazını yapmadığı, yani üzerine yazı yazacağı bir oyunu yarısında terketmek gibi utanç verici bir şeyi “herkese göstere göstere” yapmasını teşhircilik olarak nitelemek haddimi aşacağı için öyle nitelemiyorum... Üstelik “Üstün” insan herkesin tanıdığı bir pop star mıdır ki “gösterdiği” herkesin kendini gördüğü vehmine kapılmaktadır anlayamadım...


Kendini “tiyatro eleştirmeni” olarak niteleyen “Üstün” insanın kendi deyimiyle “birader”i Aydoğan Temel’in 19.yüzyılın cok önemli yazarlarından birini maymun edip etmediğini bilemiyorum, lâkin bir sanat eserinin birazına bakıp tüyüp giderek “Üstün” insanın kendine sıfat olarak seçtiği “Tiyatro eleştirmenliğini” kepeze ettiğini kendi yazısındaki ipuçlarıyla anlayabiliyorum...


Kendini “tiyatro eleştirmeni” olarak niteleyen “Üstün” insanın eleştiri diye yazdığı yazıdaki jargona da bir bakalım... ““eh” kıvamında kostümler”, “pörsümüş koreografi”...


Sonuç olarak, sevgili Üstün Akmen Abi’ciğim... Çok rica ederim yapmaya heveslendiğin uğraşla ilgili biraz araştır soruştur... Bir tiyatro oyununu “eleştireceksen” önce sonuna kadar seyretmek konusunda sabırlı ol... Ömrünün bir saatini o işe harca ki yazdıklarının kıymeti harbiyesi olsun...


Yazılarında emeğe, tere gözünü yumma hakkını nereden buluyorsun anlayamıyorum... Sorsam “Emek en yüce değerdir.” diyeceğinden eminim oysa... İster inan isten inanma, Aydoğan Temel’le hayatımın hiç bir döneminde çok ileri bir arkadaşlığım olmadı... Bu yüzden de onun avukatlığını falan yapıyor değilim... Sözü edilen oyunu da seyretmedim...


Diyeceksin ki: seyretmediğin oyun hakkında ne tatava ediyorsun... Seyretmediğim oyun hakkında tatava etmiyorum... Senin yazdığın yazı hakkında tatava ediyorum... Nasıl ki senin o yarısında terkettiğin oyunun sürecinden haberin yoksa, benim de senin antraktta herkese göstere göstere çıkıp gittiğin oyunun ilk bölümünde çektiğin azabı bilmiyorum...


Kaldı ki ben senin eleştiri diye nitelenmek için bir şahit isteyen yazını harf harf ve başından sonuna büyük bir dikkatle okudum...


Polemik sevmediğini, (beceremediğini), cevabını veremeyeceğin (verilecek cevabın olmayan) sorular sorulduğunda yan çizdiğini çok iyi bildiğim için senden cevap falan beklemiyorum... Nasılsa Othello ve Keşanlı polemiğimizde olduğıu gibi “yok mu benden yana çıkan bir tiyatro erbabı” diye feryad-ı figan edeceksin ve senden yana çıkan bir tiyatro erbabı bulamayacaksın... Engin Alkan’ın oyunda söylediğini iddia ettiği sözlerin doğrularını yazdığı anda olduğun gibi “tilt” olacaksın ve “trak” gelecek... Bence şu trak meselesini çok ciddiye al ve şu an itibariyle eleştiri yazılarına “trak” gelsin...


Sevgili Üstün Abi, tiyatro çok zor yapılan ve pahalı bir iş... Öyle daktilonun başına oturup “zart”, “zurt” edilen bir şey değil... Bu yüzden de kendimi, mesleğimi, ve bu meslek varlığını sürdürsün diye çırpınan meslektaşlarımı savunmak zorunda hissettiğim için, senin jargonunu kullanıp, kırıcı olmaktan korkmadan eleştirmen eleştirisi yazmaktan çekinmiyor, hatta bunu zorunlu buluyorum... Dikkatini çekerim “eleştiri” eleştirisi değil, “eleştirmen” eleştirisi diyorum...


Tiyatroyla ilgili her türlü yapılanmanın içinde kendinize yer bulmanız, beni çok mutlu ettiği üzre beni ödül adayı göstermeniz sayısız insanın emeğiyle üretilen bir eseri yarım yamalak seyredip, bir de bunu marifetmiş gibi yazma cüretiniz, o yarım yamakak seyrettiğiniz işlerde tü-ka-ka etme hakkı vermez size...


Sizin “mahalle jargonuyla” söyleyeyim, bir oyuna sıçıp sıvamak bırakın sizin gibi yıllarını bu işe vermiş bir abimizin, sokaktan geçen bir vatandaşın da hakkıdır... Ama kimsenin bir sanat eseri hakkında “görmemeniz gereken oyun” demeye hakkı yoktur... “Düş ve Klarinet” sabıkanızda olduğu gibi “Hemen sahneden kaldırılması gereken” oyun deme hakkı yoktur...


Hele sizin gibi birinin, manitayı tiyatroya atmış bir zibidi gibi oyunu antraktta terketmeye, bunu da herkese göstere göstere yapmaya hakkı yoktur... Maç 90 dakikadır ve hakem düdük çalmadan bitmez...


Yıllar evvel Ali Sami Yen stadında ilk yarısı 0-3 biten Fenerbahçe – Galatasaray maçında ben oradaydım... Hani “I was there.” tadında... İlk devre 0-3 olmuştu... Yani bitmişti bir anlamda... Arkadaşlar: “Hadi gidelim lan.” demişlerdi... Bir kaçı da gitmişti hatta... Ben ümitsizlik içinde oturdum...


İkinci yarı tarih yazıldı... 1-3, 2-3, 3-3, 4-3...


4-3...


Bir Fenerbahçeli olarak hayatımın en güzel günlerinden biriydi... Oysa 0-3 olunca çekip gitmek geldiydi içimden...


Maç bitmeden sonuç söylemek kendini eleştirmen olarak niteleyen birine yakışmıyor...


Sevgilerimle canım Üstün Abi’m... 


CAN DOĞAN

ŞEHİR TİYATROSU
OYUNCU VE YÖNETMENİ


Yazarın Tüm Yazıları


Paylaş      
Yorumlar

elif - ( 2/5/2008 )
yeni bir tartışma mı başlıyor acaba?

Abdurahman Sunar - ( 2/5/2008 )
Konuyla ilgili iki kelam da ben etmek istiyorum. Türkiye’nin en iyi eleştirmeni diye niteleyebileceğimiz Üstün Akmen’in Fırıldakzade oyunu ile ilgili eleştirisini okuyunca üşenmedim, gittim oyunu izledim. Aynı şekilde eleştirdiği Düş ve Klarnet oyununu da, Çılgın Dünya oyununu da, hatta Engin Alkan’la polemiğe girdiği Keşanlı Ali Destanı’nı da aynı nedenle izlemiştim.
Üstün Hocam kabul etmeli ki, bu konuda haksızlık yapıyor. Can Doğan’ın dediği doğrudur, bir eleştirmenin beğenmedim diye oyunu yarıda terketmesini kabul etmek olanaksızdır. Ama Can Doğan’ın da oyunu izlemeden böyle bir yazı yazması yanlıştır. Bu kadar zor mudur bir oyunu izlemek? Oyuncu ve Yönetmen olduğunu yazıyor ama oyunu izlemeden eleştirmene ağzına geleni söylüyor. Oyunu izlemek için en fazla bu yazıyı yazmak için harcadığı zaman kadar zaman harcayacaktı.
Oyunu sonuna kadar izledim ve yazılan eleştiriye katılmıyorum. Oyuncular başarısız değildi. Özellikle Aydoğan Temel ve Tolga Karel çok başarılıydı. Kostümler çok iyiydi. Sezonda oynayan oyunlardan, bundan çok daha başarısız olanları yok değil. Ama Üstün Hoca neden özellikle bu oyuna yüklendi, bunu da anlamak mümkün değil. Hele bir eleştirmenin oyunu yarıda bırakmasını ben de kabullenemiyorum.
Bence her iki taraf ta hırçınlığı bırakıp, biraz karşsındakine saygı göstermeli.
i


Gılman KAHYAOĞLU PEREMECİ - ( 2/7/2008 )
Sayın Abdurrahman Sunar yazıyla aktardığınız düşüncelere aynen katılıyorum "haklıyken haksız duruma düşmek" sözüne gerçek bir örnek Üstün Akmen’le ilgil yazı Sayın Can Doğan’nın yazısında değindiği kimi düşüncelerine aynen katılmakla birlikte yılların eleştirmeni Sayın Üstün Akmel için bu denli kırcı ve yok sayan ifadesi beni şaşırttı Bunca yılı ve doğru eleştirileri bir yazı ve içinde belirtilen yanlış tavırdan dolayı yok sayamayız Yapılan bir saygısızlık gibi geliyorsa saygısızca değil saygıya ve sağduyuya çağrı ile de iletişim kurabiliriz diye düşünüyorum Kaldı ki ben geçen yıllarda Türkiye’de çıkan önemli sanat dergilerinden birine eleştiri yazan bir eleştirmenin tabirimi hoş görün gerçekten çamur atmak için yazımış olduğu bir yazı hakkında kendisiyle yaptığımız söyleşide oyun yazar yönetmen oyuncu hakında hiç bir fikri olmadığını öğrenmiş ve bütün bu ögeler hakkında hiç br fikri bilgsi bulunmayan birinin nasıl "ELEŞTİRİ" yapabildiğini sormuştuk Yanıt daha da şaşırtmıştı bizi "PEKİ BEN ESERİ OKUYAYIM OKUDUKTAN SONRA BİR DAHA YAZI YAZACAĞIM " Bilmem ne demek istediğimi anlatabildim mi Esenlik dileklerimle

Bu Oyun Hakkındaki Görüşlerinizi Paylaşın !

İsim
Mail  (Yayınlanmayacak)
Yorum
Güvenlik Kodu= 310
Lütfen bu kodu yandaki kutuya yazınız
 

    Son Eklenen Yazılar     En Çok Okunan Güncel Yazılar
Ankara Devlet Tiyatrosu 70. Yıl ve 'Lüküs Hayat'
Atam Siz Rahat Uyuyun Gençleriniz Size Layık - Yıllar Sonra 'Satıcı'nın Ölümü' - Bir Büyük Sanatçı Argun Kınal'a Veda
    Tüm Tiyatro Yazıları

    Bu Tarihte Yayınlanan Diğer Yazılar
    Bu yazının yayınlandığı tarihte gündemdeki diğer yazılar aşağıda listelenmiştir...

  • Düşüncesiz Düşünce Adamları, Köşeli Köşe Yazarları ve Garıgötürüstlere Dair... (Ali Erdoğan) - 2/16/2008
  • RENKAHENK (Erdinç Yapan) - 2/16/2008
  • Röprezant Oyun Yazarları Derneği (Boran Doğan) - 2/11/2008
  • Asuman Dabak’tan: Bu Oyun Baska Oyun (Ahmet Kara) - 2/11/2008
  • Kahkaha ve hüznün buluştuğu çarpıcı bir oyun; ''Misafir'' (İhsan Ata) - 2/10/2008
  • Taşlama yağmuru: Zamazingo (Fatma Babuşçu) - 2/9/2008
  • NE BİÇİM OYUNSA, NASIL BİR OYUNSA BU OYUN: “BU OYUN BAŞKA OYUN” (Üstün Akmen) - 2/9/2008
  • Çok Tesettür Ederim... Pardon Çok Teşekkür Ederim (Ali Erdoğan) - 2/7/2008
  • İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda Metin Belgin resitali: ‘Kontrabas’ (Üstün Akmen) - 2/6/2008
  • Tiyatro Patlamış… Duyan var mı? (Serkan Fırtına ) - 2/6/2008
  • Fırıldak Eleştirmenliği Kolay Değil (Can Doğan) - 2/5/2008
  • Venedik Taciri ya da "Güncel"(?) Shakespeare (Melih Anık) - 2/4/2008
  • Ölümsüz Öykü - İstanbul Şehir Tiyatroları (Ayşe Müge Gerdan) - 2/4/2008
  • Kaybolan Değerlerinizden Müessesemiz Sorumlu Değildir (Ali Erdoğan) - 2/3/2008
  • SARAN İLE YÖNTEM, AYAKTA ALKIŞLANMALI: “KOCA BİR AŞK ÇIĞLIĞI” (Üstün Akmen) - 2/1/2008
  • ONLAR BUNLARI YAPARKEN, SEN NE YAPTIN?: “MİKADONUN ÇÖPLERİ” (Üstün Akmen) - 2/1/2008
  • Sermiyan Midyat Söyleşisi (İsmail Can Törtop) - 1/31/2008
  • Oyunbaz Martı ile karşınızda… (Yasemin Aktaş) - 1/31/2008
  • 60 yıl sonra tekrar sahnelere dönen oyun ; ''KOŞEBAŞI'' (İhsan Ata) - 1/30/2008
  • Döktüğün tere bereket Suat Sungur: ‘Babamla Dans’ (Üstün Akmen) - 1/29/2008
  • Uzun Soluklu Oyunların Oyuncusu Yurdaer Okur ile Söyleşi (Yasemin Aktaş) - 1/27/2008
  • ashura (Dila Akbaş) - 1/25/2008
  • Tiyatro adına utanç verici, kötü üstü kötü oyun: Fırıldakzade (Üstün Akmen) - 1/25/2008
  • Tiyatro Yüzleşme ile Söyleşi (Dila Akbaş, İsmail Can Törtop) - 1/23/2008
  • Şeylerin Şekli (Melih Anık) - 1/23/2008
  • Güvenliğimizin battaniyesi midir din?: ‘Dua Odası’ (Üstün Akmen) - 1/22/2008
  • TİYATRONUN POETİKASI VE POLİTİKASI (Boran Doğan) - 1/21/2008
  • Ayşegül Hindistan’da – Tiyatro Kılçık (İsmail Can Törtop) - 1/21/2008
  • YUNUS’UN YOLUNDA DİVANE AĞAÇ (Cüneyt İngiz) - 1/20/2008
  • Kürklü Merkür - Tiyatro Dot (Zeynep Kehaya) - 1/20/2008
  • SANATIN ÖZGÜRLÜĞÜ KISITLANAMAZ (Fatma Babuşçu) - 1/19/2008
  • Sürrealist bir kimlik çatışması ; ''ADVİYE'' (İhsan Ata) - 1/18/2008
  • Suyunun Suyu Bile Olamayan Eleştirmen : İhsan Ata (Yusuf Köksal) - 1/18/2008
  • Tiyatrocuya Şaka Yollu Seyirci Bulma Tüyoları (Ali Erdoğan) - 1/17/2008
  • Genco Erkal’ın bu oyununu izlemek, aydınlığa ibadettir: Sivas’93 (Üstün Akmen) - 1/16/2008
  • Sivas ’93- Dostlar Tiyatrosu (Yasemin Aktaş) - 1/16/2008
  • FAŞİZMİN AYAK SESLERİ,“ DALGA” OYUNU KENTERLERDE ! (Savaş Aykılıç) - 1/15/2008
  • Tuncer Cücenoğlu Söyleşisi (İsmail Can Törtop) - 1/15/2008
  • O GÜZEL İNSANLAR (Üstün Akmen) - 1/15/2008


  • Tiyatro Kursu Başlıyor!
    17 Şubat'tan itibaren her PAZARTESİ Kadıköy'de!
    Çalışanlara yönelik hobi sınıfı!



    Duyuru Panosu!



    Son Eklenen Tiyatro Oyunları

         Güncel Yazılar

    Yazar olmak ister misiniz?
    Yazar olarak tiyatrodunyasi.com ailesine katılmak, yazılarınızı yüzbinlerce tiyatroseverle paylaşmak isterseniz tiyatrodunyasi@tiyatrodunyasi.com adresine mail gönderebilirsiniz...

    Mail Listemize Üye Olun

         Güncel Haberler
    Hangisi Karısı, 5. Sezonunda!
    Istanbul Fringe Festival - Uluslararası Performans Sanatları Festivali (18-22 Eylül 2019)

    Tiyatro Dünyası'nı takip Edin
     
     |