| Tiyatro Kursu  | Şirket Tiyatrosu
Tiyatro Dünyası
Tiyatro Dünyası Bu Sahnede...
 
Ana Sayfa  |  Hakkımızda  |  Yazılar  |  Haberler  |  Yazarlar  |  Tiyatro Oyunları  |  Tiyatro Grupları  |  Sanatçılar  |  Kaynak  |  Duyuru Panosu  |
Yaban: İnsan Olmayan İnsan
Aliye Ummanel




10. Trabzon Devlet Tiyatrosu Uluslararası Karadeniz Tiyatro Festivali’ne Rusya Federasyonu’ndan katılan Yaban isimli oyun, dünyanın, insandan sonra, yeni ya da alternatif bir insanlık tarihinin başlangıç noktasında konumlanır. Yani tarihi “insandan önce” ve “insandan sonra” diye ayırma girişiminde bulunur. Çarpıcı, cesur ve yaratıcı bir girişimdir bu. Dünyanın bu ikisi arasında, tarihin Araf’ında başına gelenleri anlatır.

Yaban, ana-baba-kızdan oluşan bir “aile”den başka her şeyin yittiği çorak bir dünyada ve derin bir yalnızlıkta başlar. Öncesizdir öykü. Ve tıpkı Adem’le Havva’yı kabullendiğimiz gibi “birer yetişkin olarak” kabulleniriz Ana ve Baba’yı da. Porsuklar dışında hiçbir canlının yaşamadığı, patlayıcılar, naylonlar ve hurda kalıntılarıyla kaplı toprağın üzerinde hiçbir bitkinin yeşermediği, bu üç insanın yeraltındaki bitki kökleriyle beslendiği bir dünya karşılar bizi. Bu üçlü, insanoğlunun yazgısına karşı çetin bir mücadele içindedir: İnsanlığın devamını sağlamak için başka bir insana rastlayıncaya dek yürümek. Bu arayış uzun bir süredir devam etmektedir ve bir zamanlar bu öğüdü veren ancak artık yaşamayan “gözlüklü adam”ın sözüyle başlamıştır. Uzun yolculuğun sonunda Yaban’a rastlarlar. Onlardan farklıdır Yaban; onların gözünde bir hayvandır. Dış görünüşüyle bizlere (seyirciye/insanlara) yaklaştığı oranda onlara uzaklaşır. Zamanla Kız’la birbirlerini sevmeye başlarlar. Ancak Baba tedirgindir: soyun devamını kendileriyle aynı olanla sağlamak arzusundadır. Şimdi bu dörtlü, bu aykırılığa rağmen birlikte yürür ve sonunda aileye benzeyen bir erkekle karşılaşır, hem de gözlüklü bir erkek. Oysa Kız artık Yaban’ı sevmektedir. Ama soyunu bu açgözlü erkekle sürdürmek zorundadır. Bu yaratıcı, çarpıcı ve aslında bir o kadar da yalın öykü, deşilmeyi bekleyen imgeleri barındırmakla şiirsel bir yön kazanır. Sahnede görünen ve görünmeyenleri anlamak için imgeden düşünceye doğru bir yolculuk bekler seyirciyi. İşte bu yolculuktan notlar:

“Gözlüğü olan adam” bilen adamdır. Tıpkı bir peygamber gibi “geçmişte” vardır. Ve tıpkı bir peygamber gibi, var olup olmadığının kesinliği yoktur. İnsanoğlunun “inanma” ihtiyacının tezahürü de olabilir o çünkü. Yaban’daki “bilen adam”, kehanetlerini, öğütlerini bırakıp gitmiştir; bir yitik zamanda bırakarak inananlarını da. Zaman yitiktir. Geçmiş yitiktir. Geleceğin arayışı içindedir oyun kişileri. Oyun, her şeyin yittiği; her şeyin küle döndüğü anın ardından başlar. İnsanın (bugünün insanının) sahip olduğu bilgiyle gidebileceği en uç noktaya vardığı, dünyayı ve insanlığı yok ettiği anın ardından... Şimdi insana alternatif bir tür, “tüysüz bir insan türü” vardır dünyada. Kendini insan diye tanımlayan, bilginin yolculuğuna yeni çıkmış; henüz ateşi yakma çabasında bir tür. Bu başlangıç umutlu olmaktan uzaktır ama.

İnsanoğlu neden kendinden medet umsun ki? Dünyayı şu sahnede görünen hale -külle kaplı bir yeryüzü- sokan insansa, ondan doğan bir “yeni insan” bunu değiştirmeye ne kadar muktedirdir? Tıpkı Shakespeare’in trajedileri gibi, bir acı umutsuzluk saplar yüreğine ve beynine insanın oyun. Kalıcı değerini de bu buruk sonla kazanır. Soruları doğurur çünkü bu buruk tad: Bilmek ne getirdi insana? Oyun boyunca, düşünmenin insana özgü olduğunun, insanın, tüm varlıklar içinde bu yönüyle bir seçkinlik kazandığının altı çizilir. Ancak insan bu yönü sayesinde, şimdi, kendi soyunu devam ettirebilmekten aciz bir sefaleti doğurmuştur. Bugün içinde bulunduğu durum yani “sefalet” ve bu “seçkinlik” oyunun asal karşıtlığını oluşturur. Yine de bu yaşayan üçlü masum çizilir. (Yıkımdan sonraki) İlk insan gibi. “Bilmedikleri” için masumdurlar. Onların başlıca güdüsü, henüz, yaşamı sürdürmektir.

Yaban’a rastlayışlarıyla ironi kurulur. Yaban, görünüşte, hepsinden daha çok benzer bize (seyirciye/insana). Oysa bu oyunda Yaban “insan olmayan”dır. Zamanla ona alışmaya başlasalar bile aslında o, kendini “insan” diye tanımlayan bu “tüysüz aile” için hep öteki olarak kalır. Yaban, zamanla Kız’ı sever, Kız da onu. Kız’a geçmişi öğretmeye çalışır. Bir anlamda insanlığın devamını sağlama girişimidir bu. Ama bu girişim işe yaramaz çünkü yabanın ünü pek de iyi değildir. Aile, oyun boyunca Yaban’ın “gözlüklü adamı” kemirdiğini söyler. Oysa Yaban bunu yapmadığını anlatır. Bu bilgi bizleri bir kesinlik hissine ulaştırmasa da, en azından bizlerin (Yaban’a benzediğimiz için ya da o bize benzediği için) dünyayı, dünya üzerinde yaşayanları kemiren, bitiren bir tür olduğumuzu iletir. Doğanın öldüğü, hurda arabaların külün ortasında kalakaldığı bir dünyanın sorumlusu kılar bizleri. İnsan dünyayı kemirmiştir. “Bizim Yaban” kimseyi öldürmediğini söyler ve belki gerçekten de masumdur ama yine de gücü ırkını kurtarmaya yetmez.

Aile henüz ateşi bulmamıştır. Buna karşılık Yaban çakmağıyla gelir. Bir komik unsur olarak, seyirciyi rahatlatan bir an olarak işlese de bu durum, altında güçlü bir kara mizah ve derin bir düşünceyi barındırır. Yaban sahnede görünen yıkımın sorumlusudur. İnsanoğlunun bilgiye ulaşması dünyanın sonunun başlangıcıdır. Şimdi, insan olmayan insanlıktan yeni bir umut vardır. Çünkü onlar henüz bilgiye ulaşmamışlardır. Ancak bu umut soyun devamını sağlayacak erkeğin bulunmasıyla yıkılır. Bu erkek, insanlığın soyunu sürdürecek adam ya da bir başka deyişle “yeni peygamber”, açgözlü ve kabadır. Gözlüklü oluşu, yokolan öncülünden yani insandan (bizden) artakalan tohumların hala bir üreme ve devamlılık arayışı içinde olduğunu anımsatır. Yeni masum ırk, bilgiyi bizler gibi bir kötülük aracı olarak kullanacaktır. Yine olan dünyaya olacaktır. İnsan kendi sonunu hazırladığı gibi, bir başka dünya düşünün de yozluk tohumlarını uçurur. Sonunda bu erkek, Yaban’ın yerine, Kız’la birlikte insanlığı devam ettirmeye soyunur. Dişil masumiyeti eril açgözlülük döller. Yaban, yani bizim gibi, izleyicler gibi olan dışlanır bu üreme döngüsünden. İşte oyunun sonunu umutsuz kılan da budur. İnsanlığa çıkış yolu yoktur. Ya da bir umut varsa insanlıktan, bu, bizim insanlığımızdan değildir.

Oyundaki “insan ve Yaban” arasındaki tanım değiş tokuşu da bizleri kendimiz üzerine, insanlığımız üzerine düşünmeye yönlendirir. İnsan, insan olmayandır. Ya da insan olmayan, insandır. Bu paradoksal ilişkiyi, bu düşüncenin sınanma olanağı olarak sahne üzerinde bize yansıyan alternatif gerçekliği kurmak yazar Sinakevich Gindin, bunu yeni anlatım olanaklarını uygun tavır ve davranış biçimleriyle araştırarak uygulamaksa hem yönetmen Viacheslav Dolgachev hem de oyuncuların büyük bir başarısıydı. Oyuncular konuşma, davranış ve hareket biçimleriyle “öncül ve ardıl insana” özgü yeni ancak aynı zamanda da arkaik bir tavrın keşfine soyundu. Bu araştırmayı arkaik cinsel feminen/maskulin tavırda da sürdürdü. Sahnede Ademler ve Havvalar vardı yani. Bu, Andrey Kurilov, Violetta Davydovskaya, Oleg Burigin, Irina Manulova, Roman Breyev’in başarılı oyunculuğunun bir sonucuydu. Onların arasında özellikle Kız’ı canlandıran Violetta Davydovskaya, cehennemin ortasındaki masumiyeti yansıtırken belleklerde ayrıcalıklı bir yer edindi. Sahne tasarımı plastik, metal, çöp, hurda parçaları ve doğada yokolmayan araba kalıntılarıyla yıkıma uğramış bir doğanın, bir cehennem dünyanın resmini çizdi. Bu küllerle kaplı yerde ışık çoraklık, karanlık ve insanın evrendeki yalnızlığını anlattı; aynı şekilde efekt de bu yalnızlık yanında metalik hissin iletimine katkı sağladı. Kostüm, yine doğada yokolmayan plastik torba gibi kalıntılar, sentetik kumaşlarla tasarlandı, aksesuar olarak kullanılan plastik bir çöp kutusu sahnede iyi bir gösterge ve kara mizah unsuru olarak akılda kaldı.

Yaban, bir bütün olarak, festivalin akılda kalan oyunlarından biri oldu.

Aliye Ummanel
8 Mayıs 2009, Trabzon


Yazarın Tüm Yazıları


Paylaş      
Yorumlar

Bu Oyun Hakkındaki Görüşlerinizi Paylaşın !

İsim
Mail  (Yayınlanmayacak)
Yorum
Güvenlik Kodu= 500
Lütfen bu kodu yandaki kutuya yazınız
 

    Son Eklenen Yazılar     En Çok Okunan Güncel Yazılar
Süt Kardeşler - Süheyl Behzat Uygur Tiyatrosu 2020
Atam Siz Rahat Uyuyun Gençleriniz Size Layık - Yıllar Sonra 'Satıcı'nın Ölümü' - Bir Büyük Sanatçı Argun Kınal'a Veda
    Tüm Tiyatro Yazıları

    Bu Tarihte Yayınlanan Diğer Yazılar
    Bu yazının yayınlandığı tarihte gündemdeki diğer yazılar aşağıda listelenmiştir...

  • 7. GSM Amatör Tiyatro Festivali 3. Günü İzlenimleri (Savaş Aykılıç) - 6/4/2009
  • 7. GSM Amatör Tiyatro Festivali 2. Günü İzlenimleri (Savaş Aykılıç) - 6/4/2009
  • Haldun Dormen: Hiç nefes almadan çalışmışım... (Pınar Çekirge) - 6/4/2009
  • Yarılma sürüyor… (Orhan Aydın) - 6/4/2009
  • İBB Şehir Tiyatroları'nda -Güle Güle…Hoş Geldin….- Atama… Görevden Alma…. / Tiyatronun Yönetimi (Melih Anık) - 6/3/2009
  • Tiyatroda Dans (Yurdagül Yurtseven) - 6/3/2009
  • GSM 7. Amatör Tiyatro Festivali İzlenimleri (Savaş Aykılıç) - 6/2/2009
  • Dün akşam YDܒde tarih yazıldı (Hasan Hastürer) - 6/2/2009
  • Alacakaranlık Kuşağı ve Özerk Tiyatro (Nedim Saban) - 6/2/2009
  • Orhan Alkaya'nın Genel Sanat Yönetmenliği Görevinden Alındıktan Sonra Yaptığı Basın Toplantısı (İsmail Can Törtop) - 6/1/2009
  • Yaban: İnsan Olmayan İnsan (Aliye Ummanel) - 5/31/2009
  • Çok Orijinal Bir Oyun-Bursa Devlet Tiyatrosu (Ahmet Olcay) - 5/31/2009
  • Yaşanılanların Tortusu Kalır Geriye (Fatma Babuşçu) - 5/31/2009
  • Çocuklar Yaşadıklarını Öğrenirler (Yurdagül Yurtseven) - 5/31/2009
  • İstanbul'a Taşınan AST'a Hoşgeldin ve Başarılar... (Savaş Aykılıç) - 5/30/2009
  • Kontes Almaviva ve Eva Duarte Peron Figaro'nun Düğünü'nde karşılaşırsa (Pınar Çekirge) - 5/29/2009
  • Sarım Saklı… Burada! (Yurdagül Yurtseven) - 5/29/2009
  • Bir İzmir Aşığı Olarak Manisa'yı Kıskanıyor(D)um (Uğur İpek) - 5/29/2009
  • 25. Genç Günler’in Ardından Kısa Kısa... (Ayşe Müge Gerdan) - 5/27/2009
  • Savaş Aykılıç ile Bir İlköğretim Öğrencisinin Röportajı (Savaş Aykılıç) - 5/27/2009
  • Game Over (Eser Ali) - 5/27/2009
  • Teşekkürler (!) 2010 İstanbul (Öney Olcaytu) - 5/27/2009
  • Mustafa Kemal'ler Asla Seyirci Kalamaz (Tuncer Cücenoğlu) - 5/26/2009
  • -Marka- Çerçeveye Pencere Camı…. Tiyatromuzun Halleri… (Kusura bakmayın!) (Melih Anık) - 5/25/2009
  • 10. Uluslararası Karadeniz Tiyatro Festivali (Fatma Babuşçu) - 5/24/2009
  • Dans ve Vücut Eğitiminde Çağdaş Keşifler (İlkay Sevgi) - 5/24/2009
  • AST'ın Ankara salonu kapanıyor! (Orhan Aydın) - 5/24/2009
  • Sayın Can Törtop (Anonim) - 5/23/2009
  • Oradaydım... (Yurdagül Yurtseven) - 5/23/2009
  • Tehlikeli Oyunlar – Oğuz Atay / Seyyar Sahne (Melih Anık) - 5/23/2009
  • Alkışlamak Seyircinin Görevi Değil, Yargısıdır. Yuhalamasını da Bilmek Koşuluyla...! (Dündar İncesu) - 5/21/2009
  • Feridun Karakaya Neden Ahmet Midhat Oluyor (Arda Aydın) - 5/21/2009
  • Temiz Yayıncılık (Nedim Saban) - 5/21/2009
  • O erguvan günbatımları... (Suna Pekuysal) (Pınar Çekirge) - 5/20/2009
  • Üzüntülerim, Sevinçlerim, Teşekkürlerim ve… İzin İsteğim (Üstün Akmen) - 5/20/2009
  • 5 Ödül Aldılar (Fatih Ermiş) - 5/20/2009
  • Alkışlarla Yürüdük... (Rengin Uz) - 5/19/2009
  • Yeter Artık (Ergün Işıldar) - 5/19/2009
  • Can Doğan'ın Sitemizde Yayınlanan İddia ile İlgili Yazısı (Can Doğan) - 5/19/2009
  • Pervari'deki arkadaşım Mehmet Korkusuz'a selam olsun! (Öney Olcaytu) - 5/18/2009
  • Perdeler hep açık kalacak… (Orhan Aydın) - 5/18/2009


  • Tiyatro Kursu Başlıyor!
    18 Ağustos'tan itibaren her SALI Kadıköy'de!
    Çalışanlara yönelik hobi sınıfı!



    Duyuru Panosu!



    Son Eklenen Tiyatro Oyunları

         Güncel Yazılar

    Yazar olmak ister misiniz?
    Yazar olarak tiyatrodunyasi.com ailesine katılmak, yazılarınızı yüzbinlerce tiyatroseverle paylaşmak isterseniz tiyatrodunyasi@tiyatrodunyasi.com adresine mail gönderebilirsiniz...

    Mail Listemize Üye Olun

         Güncel Haberler
    5. Kat Sahne Nerede
    Ahmet Çevik Tiyatrosu'ndan Yeni Sezonda Yepyeni Bir Komedi: Piknik Sepeti

    Tiyatro Dünyası'nı takip Edin
     
     |