| Tiyatro Kursu  | Şirket Tiyatrosu
Tiyatro Dünyası
Tiyatro Dünyası Bu Sahnede...
 
Ana Sayfa  |  Hakkımızda  |  Yazılar  |  Haberler  |  Yazarlar  |  Tiyatro Oyunları  |  Tiyatro Grupları  |  Sanatçılar  |  Kaynak  |  Duyuru Panosu  |
İnadına Opera ve Yekta Kara'nın -İnadına- Başarısı: Aşk İksiri
Üstün Akmen



İstanbul Devlet Opera ve Balesi, Gaetano Donizetti’nin (1797-1848) zengin melodili, eğlendirici konulu ”opera buffo-gülünçlü opera”sı “L’elisir D’amore-Aşk İksiri”ni ülkenin metropolünün, yani 2010 yılının Avrupa Kültür Başkenti İstanbul’un opera binası olarak adlandırılan yegâne salonu Kadıköy Belediyesi Süreya Opera Sahnesi’nde oynuyor.

“Yegâne salon”…

Yani öyle sanılıyor.

Oysa Süreyya Operası da opera binası değil. Evet, Süreyya İlmen Paşa 1927 yılında bu binayı opera, tiyatro ve balo salonu olarak yaptırmış, yaptırmış yaptırmasına da, ta ki Kadıköy Belediyesi’nin (Başkan Selami Öztürk’ün tuttuğu bin kere altın, Avrupa Kültür Başkenti Ajansı yönetiminin, AKM’yi bunca yıldır onaramayan tüm yetkililerin aldığı maaşlar on bin kere haram-ı zıkkım olsun) 2007 yılındaki restorasyon çalışmasına kadar sadece sinema olarak kullanılmış. Süreyya İlmen Paşa, opera temsillerine uygun bir bina yapmayı amaçlamış olsa da sahne bölümü yapılamadığı, gerekli teknik donanım, kulis, sanatçı odaları ve benzer mekânlar tamamlanamadığı için Süreyya’da seksen yıl boyunca bir kez olsun opera sahnelenememiş, sinema salonu olarak hizmet vermiş.

PARLAKLIKLAR, DOĞALLIKLAR; İÇTEN TAŞARMIŞÇASINA AKIŞLAR
“Bel Canto” okulunun önemli bestecisi Donizetti’nin “Aşk İksiri”, ilk kez 1832 yılında oynanmış. Metni yazan Felice Romani, konuyu Fransız yazar August-Eugène Scribe’in “Le Filtre” adlı eserinden almış.

Donizetti’nin, İtalyan opera sanatının en büyük ustalarından biri olduğunu, bilebildiğim kadarıyla bugüne dek kimse yadsımadı. Yapıtları ne kadar da zarif, neşeli, güçlü, etkili melodilerle bezeli! Bu melodiler, opera bilgelerinin söylediği gibi belki de gerçekten ne Bellini kadar ince, ne de Rossini kadar kıvrak, ama bana sorarsanız parlaklıkları, doğallıkları, sanki doğaçlamaymışçasına saflıkları var. Ve işte ben bu nedenle parlaklıkları, doğallıkları; bu içten taşarmışçasına akışları Donizetti’nin günümüzde de sevilmesini sağlayan öğeler olarak sıralayabiliyorum (Bkz: 2004-2005 Sezonu Eleştirileri).

OLAYLARIN HANGİSİ KOMİK
Dediğim gibi, “L'elisir d'amore-Aşk İksiri”, Donizetti'nin en neşeli, en coşkulu operalarından biri. Ve de 1832 yılında yaptığı dünya prömiyerinden bu yana, opera seyircisini büyülemeye devam etmekte. Köyün şımarık kızı Adina, saf delikanlı Nemorino'yu kendisine çılgınca âşık edecek; Nemorino ise genç kızı kendisine tutkun eylemek için şarlatan Doktor Dulcamara'nın "Aşk İksiri" adı altında sattığı şarabı içecektir.

Ve bundan sonra komik olaylar birbirini izler. İzler de, burada göz ardı edilen bir gerçek var: Komik olayların birbirini izlemesi meselesi.

Hangi komik olaylar?

Bir gerçek var ki, Bel Canto operaları artık günümüzde komedi olarak oynanamamakta.

O halde?

O halde iş yönetmene kalmakta.

WELLCOME CONİ
“Aşk İksiri”ni ünlü operacımız Yekta Kara sahneye koymuş. Sahnelerken ve yorumlarken, esere “romantik komedi” türünden kafa yormuş. Metni yazıldığı tarih olan 1800’lü yılların Toscana kırsalından koparmış, II. Dünya Savaşı sonrasına, 1944’ün Napoli’sine taşımış. Bunu da perde açılmadan önce uvertür ile birlikte bir film ile anlatmış. Yıl 1944, Amerikan askerleri Napoli’ye geliyor ve coşkuyla karşılanıyor. “Wellcome… Wellcome…”. Sonra sinema perdesi olarak kullanılan ön perde kalkıyor, “Güzel Adina’nın çiftliğinde öğle tatili yapan köylülerin coşkuyla şarkı söylemeleri” tablosuyla başlaması gereken eser…

Aaa…

Bir de ne görelim? Napoli meydanlarından birinde “Caffé Adina”nın önündeyiz. Derken, özgün metnin her izlenişinde: “Yahu, çiftlikte bu askerlerin ne işi var” dedirten bölümü, Yekta Kara’nın elinde anlam kazanıyor. Öyle ya, dönem savaş dönemi. Savaştan çıkmış bir İtalya, İtalya’ya çıkartma yapmış Amerikan conileri. Ne işimiz var çiftlikte? Çiftlik, Yekta Kara’ca bir çevrinmeyle “Caffé Adina” oluyor. Şimdi sorarım size: “Caffé Adina”nın sahibi Adina’nın kurtarıcı subaya hayran olması, hatta onunla evlenme noktasına gelmesi bu noktada doğal mı değil mi?

VESPA’LI, SAM AMCA GİYSİLİ DULCAMARA
Özgün eserin öne çıkan teması kadın-erkek ilişkisi üzerine kurulu tamam, ama Yekta Kara bu! Sahnelemede geçmiş ve günümüz arasında gene özgün köprüler kurmuş. Yorumunda eseri hem dönemsel, hem de düşünsel açılardan ışıl ışıl bir iz düşümüne oturtmuş. Operanın geçmişe ait bir sanat dalı olarak kabullenilmesinin ve eskiden ne yapılıyorsa bugün de aynısının yinelenmesinin, aynı biçim ve biçem içinde sahnelenmesinin karşısında ya Yekta Kara! Gene Yekta Kara’lığını yapmış, şarlatan Doktor Dulcamara’yı Vespa marka motosikleti ve Sam Amca giysileriyle sahneye çıkarmış. Bakıyor ve görüyoruz ki, Dulcamara’nın asistanı kızlar, ahaliye “Popcorn”, “Coca Cola”, falan ikram eylemekte. Adina’ya kavuşması için eski bir şarabı Nemorino’ya “Aşk İksiri” olarak yutturan sahte Doktor, Yekta Kara’nın yorumunda Sam Amca olmuş. Diğer taraftan, eserin ana fikrine katkıda bulunan özgün metinde “çavuş” olarak Adina’ya evlenme teklifiyle karşımıza çıkan Belcore karakteri, gene Yekta Kara’nın yorumuyla müttefik güçlerin Napoli’ye yaptığı çıkarmayı ve İtalyanların Amerikan kültürüyle ilk kez tanışmasını, yani kültür emperyalizminin etkilerini simgeler hale gelmiş. İkinci perdeyi Nemorino’nun arkadaşının söylediği tanınmış bir Napoliten şarkıyla, “che bella cosa na jurnata 'e sole,/n'aria serena doppo na tempesta!” diye başlayan “O sole mio” ile açmış. Gel gelelim “O sole mio”nun hemen sonrası, koristlerden ikisinin yaptığı 3/4 ve 6/8 kalıpta ilerleyen dans da ne ola ki!

Bir Çek halk dansı türü olan Polka bu!

İyi de ne ilgisi var?

Ayıp değil ya sorması! Neden güney İtalya’nın geleneksel dansı Tarantella değil?

“AŞK İKSİRİ”NDE BEKLENMEYEN, AMA DİLE GELEN GERÇEKLER
İkinci perdede, Garson Nemorino’nun patron Adina’ya olan çılgın aşkında para aşkı yenecek, dolayısıyla bir kadın için erkeğin öneminin ne olduğu hususunun da altı pek güzel çizilecek ve de Yekta Kara, dünyada sermayenin dayattığı büyük yıkımın temelinin atıldığı günlerin adeta fotoğrafını çekerek seyirciye “intikal” ettirecektir. Refah ve bolluk vaat eden kapitalizm, ileride milyarlara sefaletten başka bir şey sunmayacak, Yekta Kara bunu dile getirecektir. 1944 yılından sonra, dünyada bir buçuk milyar insan açlık, iki milyar insan sefalet koşullarında yaşayacak, bırakın refahı, konforu, monforu dünya nüfusunun bir milyarı içecek temiz su dahi bulamayacaktır. Nereden nereye, Donizetti’nin “Aşk İksiri”nde bu gerçekler dile gelecektir.

YARATICI KADRO
Şanda Zıpçı, Yekta Kara’nın özgün yorumuna özgün kostümler tasarlamış, yerel ve dönemsel giysilerle sahnede görsel zenginlik yaratmış. Kostümlerde renk anlayışı, biçim anlayışı, özellikle 2. Perde IV. Sahnede Koro’ya giydirdiği kırmızı çeşitlemesi kostümlerle salona estetik duyarlılık salgılatmış. Efter Tunç, yan sahneleri olmayan Süreya Operası’nda minimal bir çalışmayla panjurlarla, panjurların mimari çizgilerini klasik biçim içinde kullanarak mükemmel bir dekor tasarlamış. Napoli’nin bol güneşli evlerinde hava dolaşımını, korunmayı ve ışık girişini sağlayan panjurlar yer/zaman ilişkisini de sağlamış. Bülent Darcan’ın ışığının 2004 yılındaki yapım ile yakın-uzak ilişkisi yok. Fon perdesini tablo tablo buladığı sükûn mavisi, beyaz, somon, gri ve sarı renkler Zıpçı’nın kostümlerini de, Tunç’un dekorunu da, oyuncuların makyajlarını da taçlandırıyor.

KORO VE OYUNCULAR
Raoul Grüneis yönetimindeki orkestranın, özellikle korolu bölümlerde koroya yardımcı olduğunu, eser içinde yer alan kimi marazi duygusallığı ve duyarlılığı pek güzel yansıttığını söylemeliyim. Gökçen Koray yönetimindeki koroyu başarılarından dolayı burada da alkışlamalıyım. Diğer taraftan, Yekta Kara özellikle kalabalık sahnelerdeki oyuncu yönetiminde bu kere de son derece başarılı. Genç Soprano Ayten Telek fevkalade temiz sesiyle Adina’yı ruhsal bunalımıyla, çelişkileriyle, şımarıklığıyla, istediğini elde eden kişiliğiyle pek güzel yansıtıyor. “Quanto amore”de neredeyse mükemmel üstü. “Un momento di piacer/brilla appena a questo cor/che s'invola dal pensier/la memoria del dolor”da ses tınıları dinleyenin içine işliyor. Yıllar önce: “Sesinin tınısını, tıpkı suya atılan bir taşın yaydığı halkalar gibi büyütüyor, güzelleştiriyor” dediğim Tenor Caner Akın kusursuzluğun, Nemorino’ya teatrallik de katmanın huzurunu yaşamaktadır sanıyorum.

CANER AKIN’DAN “UNA FURTİVA LAGRIMA” ZİYAFETİ
Caner Akın, alt ve üst tonlarını aynı düzeyde tutmasıyla alkışı gerçekten hak ediyor. İlk perdenin hemen başında Adina’ya aşkını anlattığı “Quanto é bella” ve İtalyan operaları içinde melodisinin güzelliğiyle seçkinleşen “Una furtiva lagrima/Negl’occhi suoi spunto” sözleriyle başlayan aryasında özel olarak ayakta alkışlanacak kadar iyi. Bir kez daha yineliyorum: opera severlerin içine gelincikler atan, umut kıvılcımları ışıtan bir tenor Caner Akın. Yüz estetiğini hiç bozmuyor, sözcükleri ağzında yuvarlamıyor, dinleyiciyi sarıp sarmalayan ıpıl pırıl sesini pek iyi kullanıyor.

Onu kucaklamak hakkım…

Hakkımı istiyorum.

MÜKEMMEL BİR BAS: ALİ İHSAN ONAT
Bas Ali İhsan Onat Dulcamara’da özellikle diş ağrısından başlayarak en ağır hastalıklara deva olan, yaşlıları gençleştiren eşsiz iksirini pazarlarken söylediği “Prediletti dalle stelle,/io vi lascio un gran tesoro”da hiç abartmıyorum, vallahi bir harika. Bir de Nemolino’ya sıradan bir şaraptan başka bir şey olmayan iksiri nasıl içeceğini anlattığı “Obligato, ah! Si, obligato”da… Bariton Önay Günay’ı, Belcore’de özellikle 1. Perde 2. Sahne’de söylediği “Come Paride vezzoso/porse il pomo alla più bella,/mia diletta villanella,/io ti porgo questi fior”da tınıları içinize daha da iyi sindirebilmeniz açısından gözlerinizi kapatarak dinlemenizi öneriyorum. Giannetta’da Soprano Beril Yürekli, sesinin titreşimlerini çok iyi duyumsuyor. Alt rejister ya da üst rejister arasında renk değişikliği neredeyse hiç yok. “Bravo” derim Yürekli’ye başka bir şey demem!

AKM’NİN HANGİ NEDENLERLE TADİL EDİLEMEDİĞİNİ SORGULUYORUM
Benim Saygın Okurum.

Atatürk Kültür Merkezi’nin hangi nedenlerle tadil edilemediğini, dolayısıyla neden hâlâ açılamadığını aylardır sorguluyorum, yanıt alamıyorum. Dolayısıyla, binayı/işleyişi bilmeyen geçici bir kuruluş olan İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, bu projenin uygulanmasında kendi istekleri doğrultusunda acaba neden ısrar etmiştir bilemiyoruz. AKM için ayrılan 75 trilyonluk bütçeyi Bakanlığa aktarmayı hiç mi düşünmediler öğrenemiyoruz. Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul 9. İdare Mahkemesinin 16.12.2009 tarih ve E.2009/79 K. 2099/2088 sayılı iptal kararı üzerine konunun uzamaması için Danıştay nezdinde karara itiraz etmeyerek, geç de olsa davadan feragat etme olgunluğunu neden göstermediler hâlâ merak ediyoruz.

KÜLTÜR VARLIĞININ TAHRİP OLMASI
5706 sayılı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkındaki Kanunun 11. Maddesi’nde belirtilen İstanbul Atatürk Kültür Merkezi onarımı, Rami Kışlası’nın kütüphane olarak restorasyonu, Ayazağa Kültür Merkezi’nin yapımı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın asli görevleri arasında değil miydi, anlamıyoruz. İstanbul Atatürk Kültür Merkezi onarımı için çeşitli Bakanlıklar, kurum, kuruluş, sivil toplum örgütü ve benzin gelirlerinden elde edilen maddi kaynaklar bugüne kadar nerelere sarf edildi, hâlâ ve hâlâ haberdar olamıyoruz. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 65 (a) maddesi kültür ve tabiat varlıklarını tahrip edenlerle ilgili 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası uygulanmasına amir olduğuna göre, binanın bu halde bırakılması kültür varlığının tahrip olması anlamına gelmiyor mu, yanıt almak için kıvrım kıvrım kıvranıyoruz.

BU ORTAMDA İNADINA SANAT YAPANLAR
Merak ediyoruz, öğrenemiyoruz, bilemiyoruz, bilgisiz kalınca kıvranıyoruz, sinirleniyoruz. Ama İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin koristleri, enstrümanistleri, orkestra şefleri, altın sesleri, rejisörleri, teknisyenleri, korrepetitörleri, kondüvitleri, baletleri, balerinleri dar olanaklar, sınırlı alanlar içinde yoluna devam ediyor.

“İnadına opera, inadına bale” diyor.

“Aşk İksiri”ne gidin, eserin son notasında sanatçılara bir de bu gözle alkış tutun.

Bakalım nasıl oluyor!

Üstün Akmen
Evrensel


Yazarın Tüm Yazıları


Paylaş      
Yorumlar

Bu Oyun Hakkındaki Görüşlerinizi Paylaşın !

İsim
Mail  (Yayınlanmayacak)
Yorum
Güvenlik Kodu= 310
Lütfen bu kodu yandaki kutuya yazınız
 

    Son Eklenen Yazılar     En Çok Okunan Güncel Yazılar
Başarılı Genç Aktör Can Öztopçu 40. Sanat Yılını Kutluyor (Füsun Akmen Balkaya)
Atam Siz Rahat Uyuyun Gençleriniz Size Layık - Yıllar Sonra 'Satıcı'nın Ölümü' - Bir Büyük Sanatçı Argun Kınal'a Veda
    Tüm Tiyatro Yazıları

    Bu Tarihte Yayınlanan Diğer Yazılar
    Bu yazının yayınlandığı tarihte gündemdeki diğer yazılar aşağıda listelenmiştir...

  • Bir Raftan Bir Sahaftan: Uzun Yolda Bir Mola (Kadir Yüksel) - 11/28/2011
  • Kantocu: Bir Usta, Bir Müzikal (Füsun Balkaya) - 11/21/2011
  • Vahide Gördüm ve Tüm Kanser Hastaları İçin... İnadına İyileşebilmek... (Yurdagül Yurtseven) - 11/21/2011
  • Ceryanlar Geldi (Erkul Eğilmez) - 11/21/2011
  • Myth Tiyatrosu, Korku İmparatorluğu'yla Ezber Bozuyor... (İhsan Ata) - 11/19/2011
  • Elma Hırsızları - Ankara DT (Yalçın İmzalı) - 11/18/2011
  • LARGO DESOLATO (Erkan Küçük) - 11/18/2011
  • ŞEMS!... UNUTMA!... (Yurdagül Yurtseven) - 11/16/2011
  • Çarkın Dişlilerinden Biri Sakın Siz Olmayasınız: Largo Desolato (Üstün Akmen) - 11/16/2011
  • İnsan(lık) Resm-i Geçidi: Çehov-N.Simon: Sevgili Doktor (İBBŞT) (Melih Anık) - 11/14/2011
  • İnadına Opera ve Yekta Kara'nın -İnadına- Başarısı: Aşk İksiri (Üstün Akmen) - 11/14/2011
  • Kadın Hayattır Memattır Kadın (Can Murat Yaşar Şengel) - 11/14/2011
  • Behzat Ç: Seni Kalbime Gömdüm filmi üzerine notlarım (Füsun Balkaya) - 11/11/2011
  • İstemi Betil - Taziye Sayfası (Taziye Sayfası) - 11/11/2011
  • Devlet Yardımı Alamadım Gururluyum (Kaan Erkam) - 11/10/2011
  • Kuvveti Çok Bol İlaç (Erkul Eğilmez) - 11/10/2011
  • Tiyatro Yansıma Tarafından Sergilenen Sevgili Doktor’un Başarısı Üzerine… (İhsan Ata) - 11/9/2011
  • Birlikte oldukları süre içinde her şey yolundaydı: Yanık (Üstün Akmen) - 11/9/2011
  • Kemal Başar'ın kendini aştığı son çalışma: Külhanbeyi Müzikali (Üstün Akmen) - 11/2/2011
  • Engin Alkan Sunar: Ortaya Karışık - Şark Dişçisi (İBBŞT) (Melih Anık) - 11/2/2011
  • Geçmişten Günümüze Sorumlu Bir Yolculuk… A4 (İhsan Ata) - 10/25/2011
  • Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi (İBBŞT) ve Arda Aydın (Melih Anık) - 10/25/2011
  • Ben Çok Sıkıldım Bundan (Arda Aydın) - 10/22/2011
  • Yansı(t)malı Oyun – Suriyeli Yazar Amayri'den Kargaşa (İBBŞT) (Melih Anık) - 10/22/2011
  • Kocaeli'nde Murat Atak'ın Yönetiminde Bir Şölen: Kösem Sultan (Üstün Akmen) - 10/19/2011
  • Görünmeyen - Tiyatro Karnaval (Ayşe Müge Gerdan) - 10/18/2011
  • Tiyatro Neden Yapılır? (Kaan Erkam) - 10/13/2011
  • Işığa Uçak Bileti (M. Erkul Eğilmez) - 10/10/2011
  • Asu Maro'ya Açık Mektup (Salih Dündar Müftüoğlu) - 10/9/2011
  • Yazının Üstünde Uyumak ve Yaşamın Kayaları (Melih Anık) - 10/7/2011
  • TOMEB'den Bay Bilginer'e (Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği) - 10/5/2011
  • Yılmaz Güney Çok Yaşa (Üstün Akmen) - 10/3/2011
  • Yeni Sezon… Geç Kalınmış Yazılar/ Cüneyt Çalışkur'a Saygı ve Rahmetle… Kredi Kartı-Vak'aaaaa (İhsan Ata) - 10/3/2011
  • Medyatik Polis Rüstem (Mustafa Acar) - 10/3/2011
  • Haluk Bilginer'e Açık Mektup - Yakıştı mı? (Melih Anık) - 10/3/2011
  • Yazarlığın Ağırlığı, Eleştirmenin Hafifliği (Melih Anık) - 10/1/2011
  • Zaman Dilimlerine Değer Kazandırmak (Üstün Akmen) - 10/1/2011
  • Teşekkür Ederim Sevgili Seyirci… (Ayşe Burcu Eren Önen) - 9/26/2011
  • Oyun Seçme Sanatı (Melih Anık) - 9/20/2011
  • Geçmişin üzerimizde bıraktığı tatlı ekşi izler, buruk hüzünler (Pınar Çekirge) - 9/20/2011


  • Tiyatro Kursu Başlıyor!
    5 Kasım'den itibaren her PERŞEMBE Kadıköy'de!
    Çalışanlara yönelik hobi sınıfı!



    Duyuru Panosu!



    Son Eklenen Tiyatro Oyunları

         Güncel Yazılar

    Yazar olmak ister misiniz?
    Yazar olarak tiyatrodunyasi.com ailesine katılmak, yazılarınızı yüzbinlerce tiyatroseverle paylaşmak isterseniz tiyatrodunyasi@tiyatrodunyasi.com adresine mail gönderebilirsiniz...

    Mail Listemize Üye Olun

         Güncel Haberler
    Şehir Tiyatroları, Özel Tiyatrolara Kasım Ayında da Sahnelerinde Yer Veriyor
    oyun atölyesi'nde yeni sezon başlıyor...

    Tiyatro Dünyası'nı takip Edin
     
     |