| Tiyatro Kursu  | Şirket Tiyatrosu
Tiyatro Dünyası
Tiyatro Dünyası Bu Sahnede...
 
Ana Sayfa  |  Hakkımızda  |  Yazılar  |  Haberler  |  Yazarlar  |  Tiyatro Oyunları  |  Tiyatro Grupları  |  Sanatçılar  |  Kaynak  |  Duyuru Panosu  |
Macide Tanır; Hayat, İnandığı Yolda Yürümeyi Göze Alanların Hak Ettiği Bir şeydir Çünkü...
Murat Örem




UZUN DENECEK BİR ARADAN SONRA ;
MACİDE TANIR’LI, CEM KARACA’LI , BARIŞ MANÇO’LU
ERDAL ÖZ’LÜ, 12 EYLÜL’LÜ, SUSURLUKLU
BİR MURAT ÖREM YAZISI…..


Çocuktum…Çok bi çocuktum…

Erişkinliğe adım atmamla birlikte hatırlı bir puanla kazandığım İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi yıllarına kadar, hayatımın ilk 17 yılını kesintisiz biçimde yaşadığım Susurluk’a gelmişti o da konser vermek için…

Muhtemelen daha iki haneli yaşlarda bile değildim onun konser vermeye geldiği zamanda da…

İki haneli yaşlarda bile değildim ama 8 yaşından itibaren bir kardeşe bakmanın belli belirsiz sorumluluğu binmişti omuzlarıma…Öğretmen anne babamız sabah olunca okullarına giderlerdi ve biz de benden 4 yaş küçük kız kardeşimle birlikte kalırdık evde. Evlerin bu kadar konforlu olmadığı zamanlardı. Sabah kalktığınızda sobanın sesi gelirdi. Mutfak kuzey kutbu kadar soğuk olurdu kış günlerinde…

Böyle şubat başında, ortasında nisan sıcağı da pek yaşanmazdı…
Doğanın dengesi de yengesi (!) de bozulmamıştı herhalde daha…

Kardeşimle yalnız uyandığımız zamanlarda 8 yaşın sorumluluğuyla giderdim mutfağa…Kahvaltı masası genellikle sobalı odada hazır olurdu. Sobanın üstünde kaynayan çay ya da ıhlamur beklerdi tıslayarak… Kardeşimin iki lokma yemesine yardımcı olurdum…Sonra bir oyun başlardı aramızda… “Kahvaltı masasını toplaması benden masayı silmek senden” derdik birbirimize…Kim en çok hangi işi yapardı şimdi hatırlamıyorum…Muhtemelen Ayşın hatırlar o işbölümünü…

Ona sormadan yazıyorum bunları, cümlelerin ve hikayenin büyüsü bozulmasın diye…

Bir de orta halin biraz üstünde olan bütün evlerde bulunan siyah bir teyp olurdu yanıbaşımda…Erdal Öz’ün başında olduğu Arkadaş Kitaplar’ın onlarca kitabını okurken teypten de müzikler, ‘aranjmanlar’ dinlerdim…Müzik dinlerken inanılmaz bir mutlulukla okuduğum kitaplardaki Fedor Amca, Postacı Peçkin, Küçük Kara Balık, Çingene Masalları , Lastik Pabuçlar ve daha onlarca isim böyle böyle o günlerde kazındı hafızama…

Bütün bir ömür boyunca yararı ve mutluluğunu çok gördüğüm kelimelere dans ettirme yeteneğimi , insanları gözlerinin bebeğine baka baka ikna etme gücümü en çok Erdal Öz’lü o kitaplara, onların muhteşem diline, çeviri başarılarına , sayfa düzenlemelerine ve bir de desenlerinin güzelliğine borçluyum bugün bile…

O da yaşarken muhtemelen benim gibi böyle şeylere çok uzak olsa da söylemek isterim ki , cennet varsa eğer, Erdal Öz bizim kuşağın okumayı yazmayı seven bütün çocuklarının gönülden oylarıyla oranın en kıymetli yerindedir…

Kitaplar okurken dinlediğim kasetlerde de ne garip şarkılar olurdu…Mesela bir şarkının başında telefon çalar esrarengiz bir ses ‘kocanız elimizde’ derdi…Şarkıyı söyleyen kadın da hikayeyi anlatır ve ‘kocam ellerinde rehin kaldı’ diye bitirirdi şarkıyı…

Oysa hepimiz,
kocaman bir ülke ,
bir büyük oyunun içinde
1980 yılının eylül ayında
rehin kalmayı yaşayacaktık daha…


Türkiye’nin büyük bir anaforun içine girdiğinin ve turbun büyüğünün heybede olduğunun farkında bile olmadığı günlerde 1970’li yılların naifliği içindeydik çoğumuz…

Hayatımdaki manidar pişmanlıklarımdan biridir…
Ivır zıvır her şeyi biriktiren, günlük hayatın tarihine anılara çok saygılı bir evde büyümeme rağmen o küçük pusulaları atmıştım/k çünkü…

O pusulalar şuydu ey okur ; Hani demiştim ya, anne babamız öğretmen oldukları ve okullarına gitmek zorunda oldukları için küçük bir çocukken kardeşime bakma sorumluluğu binmişti omuzlarıma diye…İşte o günlerde lisede öğretmen olan babamız her sabah küçük kağıtlara yazılar yazardı; “Yavrularım sabah kalkınca sobanın önünü açın / kapatın, kahvaltınızı iyi yapın, kapıyı camdan bakmadan kesinlikle açmayın..” misali kısa ve anlaşılır cümlelerle…

Şimdi elimizde bu pusulalardan bir tanesi bile yok…
Oysa o kağıtların hepsinde kocaman ömürler vardı…
Oysa o kağıtların hepsinde neler neler vardı…

Barış Manço’yu, İlhan İrem’i, Edip Akbayram’ı yakından gördüğümü hatırlıyordum çocukluk yıllarımdan Susurluk sokaklarında gezerken. Cem Karaca da gelmişti işte…Ben de zaten o emektar teybimizde en çok Cem Karaca’yı dinlerdim… “Küçük kardeş bu sene Siyasala gidecek / paltoya para yok ki o da parka giyecek” diyordu… “Biz görmedik sen görürsün yavrum / didişmeden geçen bir gün mutlaka” diyordu… “Çekti gitti arabayla egzosuna boğuldum ..” diyordu…

Gümbür gümbür diyordu…
Cem Karaca söylüyordu….

Aradan çok yıllar geçti…
Ben büyüdüm…
Anne babam yaşlandı…
Hatta ben bile , benim kuşağım bile yaşlandı…
Çocuklarım yirmili yaşlara gider oldular neredeyse…

Cem Karaca öldüğünde büyük oğlum 10, küçük oğlum 6 yaşındaydı…
Barış Manço öldüğünde , büyük oğlum 5, küçük oğlum 1 yaşındaydı…

Ama bugün ikisi de, oğullarım Umur Örsan ve Arda Erhan da Cem Karaca’yı da, Barış Manço’yu da hem biliyorlar hem de dinliyorlar…

İyi de biliyorlar…

Elbette çağ başka bir çağ…
Onlardan , o kuşaklardan, çocuklarımızdan , bizim kuşağın Cem Karaca Barış Manço sevgisini beklemek hayal…Bunu beklemek hukukçuların çok sevip lastik ettiği deyimle ‘hayatın doğal akışına aykırı…”

Onlar, o kuşaklar “en çok kendinizi sevin” masallarıyla büyüyen bahtsız çocuklar çünkü…

Fakat ne mutlu ki ikisi de, Cem Karaca da , Barış Manço da yaşıyor…
Çocuklarımın, çocuklarımızın kuşaklarında bile yaşıyor…
Ölümlerinin üzerinden onlarca yıl geçse de ikisi de yaşıyor…
Yaşayacak da…

Bu toplum onlarca yıl her ikisini de , Barış Manço’yu da Cem Karaca’yı da ayrı kampların silahşoru olarak görmek istese de bugün ikisini de aynı anda seven, özleyen milyonlar var…

Bu az şey midir ?
Çok şeydir…
Çok ama çok şeydir ….

3 yıl önce binbir özenle bir araya getirdiğim gönülden kurulmuş bir ekiple ( murat örem / alper beşe / furkan gündoğan / deniz demir ) 100’ün üzerinde ismi anmıştık bir program serisinde….

Cem Karaca da Barış Manço da olmuştu elbette…

Bu hafta sonu kendinize Cem Karaca ve Barış Manço ziyafeti çekin…

Anadolunun , bu toprakların her şeye rağmen ne kadar büyük bir zenginliğin sentezi olduğunu unutmadan….

İnsanları yumurta gibi birbirleriyle tokuşturmanın matah bir şey olmadığını da hiç ama hiç unutmadan…

Çünkü aynı program serisinde Barış Manço’yu andığımız bölümün sonunda şunu da demiştim ben ; Yaşadıkları yıllarda, dönem dönem karşı karşıya gelen iki büyük sesin Barış Manço ve Cem Karaca’nın bir programda birbirlerinin gözlerinin içine bakarak karşılıklı seslendirdikleri Aşık Veysel türküsü, uzlaşmayı öğrenen, ortak noktayı yakalayan Türkiye’nin zenginliği ve gururudur belki de…Kimbilir…

Bu yazıyı da , hayatı da biraz böyle okuyun…
Hayat uzlaşmazlıkların, keskinliklerin, kavgaların değil , dönüp dönüp birbirini anlamak isteme çabalarının sonucudur çünkü…

Hayat inandığı yolda yürümeyi göze alanların hakettiği bir şeydir çünkü…

ben de inandığım bir yola çıkmıştım bir süreliğine…
uzaklara gittim…

yanımda sevdiklerim sevmediklerim…
yanımda canımın içi oğullarım….
uzağımda, sevdiklerim sevmediklerim
en uzağıma düşen en çokk sevdiklerim…

yola çıktım bir süreliğine…
kilometreler aştım…
ömürler aştım…
f klavyem yoktu yanımda…

aklım yoktu yanımda…
huzurum hem vardı hem yoktu yanımda…
bu yüzden
basmadı ellerim, great britain’in , united states of america’nın q klavyesine ergenler gibi çatır çutur….

sakladım söyleyeceklerimi
emektar f klavyemin hatırına….
şimdi yine
döndüm “arkamdan gelecek şehire….”
döndüm araknA’ya…
döndüm f klavyemin yanına…

yola çık(mış)tım bir süreliğine…
çünkü yoldan çıkmış(t)ım bir süreliğine…
çünkü öyle demişti birileri ısrarla..
oysa , yol da güzeldi yoldan çıkmak da…

gitim geldim,
duydum ki macide tanır ölmüş….
duydum ki, bir rivayete göre 90 yaşındaymış….
rivayete göre diyorum
gazetelerin ve internet sitelerinin içinde bile ara ki bulasın doğum tarihini…

televizyonlarda muhtemelen haber bile olmamıştır macide tanır’ın ölümü…

tam bilmiyorum çünkü televizyonlarda haber izlemeyeli bin yıl oluyor…

sahnede bir kez bile macide tanır’ı izlemeden
hadi sahnede görmeye yaşı yetmese de
macide tanırlar’ın varlığını bile öğrenmeden
yaşadığını sananlar…

yani,
ey emekliliğini bekleyenler…
ey sevdiklerini bekleyenler…
ey, “site içinde ev almak için piyango bekleyenler”
ey kızlarının oğlanlarının kaprislerinin başını bekleyenler
ey ölmüş aşklarının evliliklerinin mezar taşını süsleyenler
ey , her bir şeyi beklerken kendilerini unutanlar
ey, büyük büyük laflar ederken sentetik ilişkilerine güvenenler…

biliyorsunuz değil mi
ölüm var ölüm…
ve ölüm yalnızca üreterek yaşayanlara yakışıyor…

bu arada, neredesin diye soranlar olduğu için söylemek zorundayım ki ;

hoşbulduk….

( murat örem / 8 şubat 2013 / ankara…)

Yazarın Tüm Yazıları


Paylaş      
Yorumlar

Bu Oyun Hakkındaki Görüşlerinizi Paylaşın !

İsim
Mail  (Yayınlanmayacak)
Yorum
Güvenlik Kodu= 250
Lütfen bu kodu yandaki kutuya yazınız
 

    Son Eklenen Yazılar     En Çok Okunan Güncel Yazılar
Büyük Aşkların Sonuncusu ve Çankaya Sahne
Atam Siz Rahat Uyuyun Gençleriniz Size Layık - Yıllar Sonra 'Satıcı'nın Ölümü' - Bir Büyük Sanatçı Argun Kınal'a Veda
    Tüm Tiyatro Yazıları

    Bu Tarihte Yayınlanan Diğer Yazılar
    Bu yazının yayınlandığı tarihte gündemdeki diğer yazılar aşağıda listelenmiştir...

  • Erzurum'da Ayakta Alkışlanan Oyun: Çıkmaz Sokak Çocukları (Üstün Akmen) - 2/22/2013
  • Adı; ASLIHAN KANDEMİR (Pınar Çekirge - Yavuz Pak) - 2/22/2013
  • Güvenlikli Kent Yaşamı ve Islah Evi (Metin Boran) - 2/17/2013
  • Kemal Başar'ın, Beynini Oyun Sahnesi Yaptığı Oyun: Hamlet (Üstün Akmen) - 2/17/2013
  • Umut Orkun Eskibatman Röportajı (Ulya Altıntaş) - 2/17/2013
  • AK'LA KARA'da Bir Commedia Dell'Arte Uyarlaması: Patron Kim? (Üstün Akmen) - 2/17/2013
  • Şarap mahzeninde 'taşlar yerinden oynuyor' (Domino) (Rengin Uz) - 2/12/2013
  • Tekin Akmansoy Taziye Sayfası - Başsağlığı Mesajınızı Yazın (Taziye Sayfası) - 2/12/2013
  • Eleştiri mi, Çekiştiri mi! (Erdal Yıldırım) - 2/11/2013
  • My Fair Lady (Roma) (Üstün Akmen) - 2/11/2013
  • Macide Tanır; Hayat, İnandığı Yolda Yürümeyi Göze Alanların Hak Ettiği Bir şeydir Çünkü... (Murat Örem) - 2/11/2013
  • Geliyor Musun, Yoksa Geliyor Musun: Sarı Ay (Üstün Akmen) - 2/7/2013
  • Benimle Delirir Misin? (Cüneyt İngiz) - 2/6/2013
  • Bir Toplum Anatomisi… Eski Fotoğraflar (İhsan Ata) - 2/6/2013
  • Antalya'da Her Şeyi İle Yüzde Yüz Türk Operası: Lale Çılgınlığı (Üstün Akmen) - 2/6/2013
  • Macide Tanır Taziye Sayfası - Başsağlığı Mesajınızı Yazın (Taziye Sayfası) - 2/6/2013
  • ((( Aç Parantez (Nedim Saban) - 2/5/2013
  • Uzmanlık İşi (Arda Aydın) - 2/5/2013
  • Tiyatroda 51 Sezon - Vildan Gürelman (Pınar Çekirge - Yavuz Pak) - 2/5/2013
  • Kostüm oynamaz, aktör oynar! - Şark Dişçisi (Arıza Baykuşlar) - 2/4/2013
  • Bir Kadın.. Bir Yaşam ya da Ayşe Kökçü (Pınar Çekirge - Yavuz Pak) - 2/2/2013
  • Erkek Yazarın Gözüyle Kadının Özü: Düğün Şarkısı (Üstün Akmen) - 2/2/2013
  • TÜRKİYE KAYASI ya da BULGARİSTAN GÖÇMENLERİ (Arif Arı) - 2/2/2013
  • Direniş, Reality Show ve Ölüm: Dar Ayakkabıyla Yaşamak (Metin Boran) - 1/30/2013
  • Kırk Yıl Öncesinin Hiç Eskimemiş Oyunu: Zengin Mutfağı (Üstün Akmen) - 1/30/2013
  • Orada Bir 'SİTE' Var Uzakta... (Özge Ökten) - 1/29/2013
  • Çirkin Oyunu Eleştirisi (Erdal Yıldırım) - 1/29/2013
  • Sitedekiler… (İhsan Ata) - 1/29/2013
  • Sinan Mordağ Röportajı (Ulya Altıntaş) - 1/29/2013
  • Sıradaki Şiddet Konusu, Çocuklar… Şiddet Üçlemesi 2- Şeker (İhsan Ata) - 1/29/2013
  • Estetiği Bulunan, Artistliği Olmayan Bir Oyun: Barselo (Üstün Akmen) - 1/29/2013
  • Sevgili Doktor (Cüneyt İngiz) - 1/28/2013
  • Sahnede Üç Asi Kuş Uçuyor - Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu (Üstün Akmen) - 1/25/2013
  • Bir Çöküşün Tragedyası; Kral Lear (Metin Boran) - 1/24/2013
  • Sıkıştığımız Kapanın Kürtçedeki Parçalanma Metaforu: Daf (Üstün Akmen) - 1/24/2013
  • Efe Ünal Röportajı (Ulya Altıntaş) - 1/24/2013
  • Mutfakta Neler Oluyor? (Nedim Saban) - 1/23/2013
  • Tiyatroyu ve Edebiyatı Birlikte Sevenler İçin: Toplu Hikayeler (Üstün Akmen) - 1/23/2013
  • Berksoy'dan Nâzım'a Doğum Günü Armağanı: Jokond İle Si-Ya-U (Üstün Akmen) - 1/21/2013
  • Taş Plak Sesli Sema, CRR'de Ninni Söyledi (Üstün Akmen) - 1/21/2013
  • Ayıp Ettik! - İstanbul Komedi Tiyatrosu (Yurdagül Yurtseven) - 1/21/2013


  • Tiyatro Kursu Başlıyor!
    12 Aralık'tan itibaren her PERŞEMBE Kadıköy'de!
    Çalışanlara yönelik hobi sınıfı!



    Duyuru Panosu!



    Son Eklenen Tiyatro Oyunları

         Güncel Yazılar

    Yazar olmak ister misiniz?
    Yazar olarak tiyatrodunyasi.com ailesine katılmak, yazılarınızı yüzbinlerce tiyatroseverle paylaşmak isterseniz tiyatrodunyasi@tiyatrodunyasi.com adresine mail gönderebilirsiniz...

    Mail Listemize Üye Olun

         Güncel Haberler
    Hangisi Karısı, 5. Sezonunda!
    Istanbul Fringe Festival - Uluslararası Performans Sanatları Festivali (18-22 Eylül 2019)

    Tiyatro Dünyası'nı takip Edin
     
     |