| Tiyatro Kursu  | Şirket Tiyatrosu
Tiyatro Dünyası
Tiyatro Dünyası Bu Sahnede...
 
Ana Sayfa  |  Hakkımızda  |  Yazılar  |  Haberler  |  Yazarlar  |  Tiyatro Oyunları  |  Tiyatro Grupları  |  Sanatçılar  |  Kaynak  |  Duyuru Panosu  |
Dotmarsta'dan Son derece Ciddi Bir Yetişkin Oyunu: Punk Rock
Üstün Akmen



Kurulduğu günden bu yana Türkiye’nin en iyi mekânlarında profesyonel bir yönetimle sıra dışı özgün ve cesur projeler üreterek geniş kitlelere “butik” seyirlik sunmayı hedefleyen Dot; kentlerde insanların yaşamlarında pozitif değişim yaratmayı ve eğlence sektörüne farklı bir yaklaşım katmayı amaçlayan Mars Entertainment Group’un sponsorluğunda Maçka G-Mall’daki salonda, DOTMARSTA projesinin 2010–2011 sezonu oyunu olarak 1971 doğumlu İngiliz yazar Simon Stephens'in gene iddialı bir yapıtını sahneliyor.

Simon Stephens, İngiliz tiyatrosunda gün geçtikçe daha fazla dikkat çeken bir oyun yazarı ve oyunlarında genellikle aile yaşamını insancıl bir yaklaşımla incelemekte. Acımasız bir yazı biçemi var. Toplumsal olaylarda iki yaklaşımla değişmeleri inceliyor, zaman derinliği ve zaman kesiti araştırmaları yapıyor. “Punk Rock” başlıklı bu oyununda, birey olma aşamasındaki yeni kuşağı, ergenliği, can sıkıntısını işlemiş. Konu, İngiltere’nin Stockport bölgesinde genellikle zengin ailelerin çocuklarının gittiği bir özel okulda geçiyor. Sahnede yedi öğrenci var. Bu öğrencilerin tamamının kaygısı, kendi aralarındaki hiyerarşik düzende yer bulmak, yer açmaktan ibaret. Son derece yüzeysel olan ve cinselliğe bulanmış aşk, güncel sıkıntılar, sınav stresleri ve kimlik arayışı konularında sürekli birbirleriyle didişiyorlar. Farklı yoğunluklarda şiddet, işte tam bu arada devreye giriyor.

“Punk Rock”, malûmunuz, kökleri 1970’li yıllara dayanan Amerika ve İngiltere’de “neşv-i nüva” bulmuş, düzen karşıtı bir rock müzik hareketi. “Punk” terimi ise, punk rock’a dayalı kullanılmakta. Bu alt kültür; saldırgan gençlik, kendine özgü giyim tarzı, Punk İdeolojisi ve “Do It Yourself-Kendin Yap” etiğini kapsamakta.

Stephens’in “Punk Rock”ı, kültür, politika ve estetiği ile kurumsallaşmış sanat teorileri ve bunu yaratan topluma, toplumsal sisteme karşı doğmuş bir yadsımayı anlatmakta. Gençler, geleneksel ve kalıplaşmış davranış ve yaşam biçimine karşı yıkıcı bir tavır geliştiriyor. Bireyin kişisel gelişimini yönlendiren, yaşam biçimini biçimlendiren toplumsal organizmayı her şeyin suçlusu olarak görüyor ve saldırganlaşıyorlar. Her şeyin alt üst olmasını istiyorlar. Bilinçli kışkırtıcılık, kabul görmüş ve tekdüzeleşmiş yaşam biçiminin yeniden düzenlenmesi (ya da düzensizleştirilmesi) yaşam biçimlerini oluşturuyor.

Eseri dilimize temiz bir Türkçeyle Pınar Töre kazandırmış. Dekor Tasarımına imza atan Murat Daltaban’ın sahne kavramını yok eden, bir hücreyi çağrıştıran kafesi, gençlerin bilinçaltı sıkışmışlıklarını, bunalmışlıklarını mükemmelen veriyor. Oyunu yöneten Rıza Kocaoğlu’nun karakterleri bu kafesin içinde devindirmesine, itişip kakıştırmasına, karakterlerin içinde bulundukları sıkıntılardan kurtulmak istercesine kafesi olanca güçleriyle sarstırtmasına olanak tanıyor. Umutların, umutsuzlukların haykırılarak ve Punk Rock söylenerek ifade edilmesine bu kafes aracı oluyor. Başak Dizer Fransez-Deniz Marşan ikilisinin aykırı, ayrıksı giyim tarzındaki kostümleri ayrıca alkış hak ediyor. Işık Tasarımını yapan Alaz Köymen’in, özellikle hareketli tablolara uyabilmek ve atmosferi verebilmek için ışık değişimleri yapmadığı, renkli ışık kullanmadığı, ama gene de genel anlamda seyircinin görsel efekt açısından etkilenmesini sağladığı anlaşılıyor. Uygur Yiğit (Gitar) yönetiminde, Murat Yılmaz (Basgitar) ve Mehtmetcan Mincinozlu (Bateri) oluşan canlı müzik grubu, oyunda bir aynanın kırılması etkisi yaratıyor, parçaların toplanışında oyunculara yardımcı oluyor. Sahne geçişlerinde atmosfer yaratıyor. Şaşırtıcı sonuç: Muvman ve nüans değişiklikleri oyuncuların muvman ve nüans değişiklikleriyle örtüşüyor.

İlk kez yönetmen koltuğuna oturan Rıza Kocaoğlu az rastlanır düzeyde, hatta nice usta yönetmeni kıskandıracak ölçüde bir başarıyla oyuncularını yönetiyor. Stephens’in bu aykırı oyun metninin izleyicisini bir güzel tokatlamasını sağladığı gibi, seyredene bilincinin ya da bilinçaltının bütün çarpıklıklarını gösteren bir ayna tutmayı, seyircinin de bu aynaya merakla, heyecanla, bazen hırsla, bazen acıyla, ama oyundan bir an dahi kopmadan bakmasını sağlıyor. Kocaoğlu; Gonca Vuslateri’ne de, Emre Yetim’e de, Hakan Kurtaş’a da, Tuğçe Altuğ’a da, Kaan Turgut’a da, Gözde Kocaoğlu’na da, Mehmetcan Mincinozlu’ya da hem ayrı ayrı, hem hep birlikte her şeyi yapabilecekleri duygusunu vermiş, ama her şeyi yapmak zorunda oldukları duygusundan arındırmış. Sahnenin etkinliğine tüm oyuncularının güven duymasını sağlamış. Sağduyu ve ölçü kavramlarını yol göstericisi olarak bellemiş. Etki yaratma uğruna sahnede oyuncularını coşku fırtınasına sürüklememiş.

Hangi birini ele alayım ki, Rıza Kocaoğlu’nun oyuncularının tümü başarılı. Gonca Vuslateri de, Emre Yetim de, Hakan Kurtaş da, Tuğçe Altuğ da, Kaan Turgut da, Gözde Kocaoğlu da, Mehmetcan Mincinozlu da rollerini daha iyi belirginleştirmek için seslerinin parametrelerini değiştirme sanatına hem sahipler, hem de duyumsuyorlar. Bedensel tavırlarını, jestsellerini, mimiklerini, psikolojik jestlerini, kimliklerini mükemmel bir biçimde araştırmışlar. Seslerinin estetiği ve söylediklerinin anlaşılırlığı arasındaki hassas dengeyi sürekli koruyorlar. Diğer taraftan, bedenlerinin nasıl devindiğini gösteriyor, devinimlerini seyirciye pek güzel okutuyor, işittiriyor ve duyumsatıyorlar. Devinimin içindeki ritmi duyumsuyor, bedenin üçboyutluluğunu biliyor, anatomik olanaklarına ve çekim gücüyle olan ilişkisine karşı fevkalade duyarlı davranıyorlar.

“O kadar da olur mu canım, birileri birilerinden mutlaka önündedir” diye ahkâm kesecek olursanız…

Hadi deyivereyim: Hakan Kurtaş ile Gonca Vuslateri bir adım öne çıkıyorlar.

“GÖZLEMEVİ”NİN GÖZLEME NOKTASI

FAHRENHEİT 451

“Fahrenheit 451”… Ray Bradbury'nin 1951’de ilk baskısı yapılan ünlü bilim kurgu romanı… Baskıcı bir gelecek toplumunun anlatıldığı bir kitap… Aynı zamanda distopik bir toplumu (yani otoriter-totaliter bir devlet modelini ya da benzer başka baskıcı sistemi) karakterize eden bir yapıt… Eserde, kitapların itfaiyeciler tarafından yakıldığı, insanların sadece televizyonda beyin yıkayıcı şovlar izlediği ve kitap bulundurup düşünen insanların yok edildiği bir gelecekte geçer. Adını da kâğıdın 451 Fahrenheit'ta tutuşması gerçeğinden almaktadır. (Aaa… Ben Ray Bradbury’nin yazdığı gelecekte değil, şimdinin içinde yaşıyorum ayol!) Ahmet Şık'ın “İmamın Ordusu” kitap taslaklarının toplatılması için yapılan baskınlar “Fahrenheit 451” bilim kurgusunu aşmış olay olarak günümüzde tarihe kazınmış bulunmaktadır.

Merakım, bunların pek inandıkları öbür dünyadaki cehennem bölümünde, acaba kaç fahrenheit sıcaklık olduğunadır.

MEHMET AKSOY VE BOKBÖCEKLERİ
Nevruz’u, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da yontu yaratıcısı Mehmet Aksoy’un İstanbul Cumhuriyet Köyü’ndeki bokböceği biçimindeki evinde kutladık. Bokböceği malûmunuzdur, küre imal edebilen tek böcek türü. Otuz adet parmağı var. Ön ayaklarının yardımıyla tezekten iri bir küre yapıyor, bu kürenin içine yumurtalarını aşılıyor ve küreyi başı hep doğuya dönük olarak, arka ayaklarıyla yuvasına itip gömüyor. Yirmi dört gün sonra yavruları belirmeye başlayınca, küreyi topraktan çıkarıp suya götürüyor, küre suda eridiği zaman yavrular serbest kalıyor.

Üstün Akmen
Evrensel


Yazarın Tüm Yazıları


Paylaş      
Yorumlar

Bu Oyun Hakkındaki Görüşlerinizi Paylaşın !

İsim
Mail  (Yayınlanmayacak)
Yorum
Güvenlik Kodu= 822
Lütfen bu kodu yandaki kutuya yazınız
 

    Son Eklenen Yazılar     En Çok Okunan Güncel Yazılar
'Ağaçlar Ayakta Ölür' - Nevra Serezli ve Tiyatro Kare (Füsun Akmen Balkaya)
Atam Siz Rahat Uyuyun Gençleriniz Size Layık - Yıllar Sonra 'Satıcı'nın Ölümü' - Bir Büyük Sanatçı Argun Kınal'a Veda
    Tüm Tiyatro Yazıları

    Bu Tarihte Yayınlanan Diğer Yazılar
    Bu yazının yayınlandığı tarihte gündemdeki diğer yazılar aşağıda listelenmiştir...

  • Sümeyye Erdoğan'a Açık Mektup (Tuncer Cücenoğlu) - 4/25/2011
  • İstanbul Yeni Tiyatro’da Son Perde! (İhsan Ata) - 4/25/2011
  • Başı ve Dili Bağlı Tiyatro (Melih Anık) - 4/24/2011
  • Celile Toyon'u yeniden alkışlayabilmek onuru: Leyla'nın Evi (Üstün Akmen) - 4/24/2011
  • 75. Yılda Kafka'nın -Dava'sı- Rejisör Erhan Gökgücü İmzasını Taşıyor (Füsun Balkaya) - 4/24/2011
  • Devlet Tiyatroları'nın Kapatılmasına İlişkin İçimden Geçenler.. (Ayşın Acı) - 4/24/2011
  • Bir Yaşam Koçu Olarak Tiyatro (Savaş Aykılıç) - 4/24/2011
  • DT Kapatılsın mı ya da Ne? (Kaan Erkam) - 4/20/2011
  • 15.Afife Jale Ödül Töreni'nin Ardından... (Yurdagül Yurtseven) - 4/20/2011
  • -Şişman Domuz- Zayıflatıyor! (İlkay Sevgi) - 4/20/2011
  • Dotmarsta'dan Son derece Ciddi Bir Yetişkin Oyunu: Punk Rock (Üstün Akmen) - 4/11/2011
  • Kadının iktidar Hırsı: Gayri Resmi Hürrem (Metin Boran) - 4/11/2011
  • Düğün: Kızlar mutfağa! (Dündar İncesu) - 4/11/2011
  • Çatışmalar - Kocaeli Şehir Tiyatrosu (Alaattin Emrah Özdilek) - 4/11/2011
  • Tehlikeli İlişkiler (Zeynet Öztunca) - 4/11/2011
  • ÇIĞ-lık (Yurdagül Yurtseven) - 4/11/2011
  • Gidenlerin Ardından (Çanakkale Oyunu) (Arif Koçinalı) - 4/9/2011
  • Oyun Atölyesi 11 Yaşında! - Macbeth, Karanlık Bir Komedi! (İhsan Ata) - 4/9/2011
  • Oyun yazarlığının 40. yılında Tuncer Cücenoğlu'yla söyleşi (İhsan Ata) - 4/8/2011
  • Lefke'de Kahve Sohbeti (Hakan Yozcu) - 4/8/2011
  • Tiyatro 0.2'de Gene Bir Philip Ridley: Kâinatın En Hızlı Saati (Melih Anık) - 4/7/2011
  • (Bilsak'lı) Halide Eşber'in Yazıp Oynadığı -Son Yarım Saat-i Kaçırmayın (Savaş Aykılıç) - 4/7/2011
  • Hüznün Yarısı Cebindeydi (Mehmet Serhat'a...) (Pınar Çekirge) - 4/7/2011
  • Tam Ödüllük Mükemmel Kolektif Bir Çalışma: Kutlama (Üstün Akmen) - 4/7/2011
  • Arzunun Onda Dokuzu - İstanbul Şehir Tiyatroları (Gülin Dede Tekin) - 4/4/2011
  • Acayip Bir Oyun / Müjdat Gezen Tiyatrosu (Alaattin Emrah Özdilek) - 4/4/2011
  • Araştıran ve Soran Bir Şaman : Beklan Algan (Melih Anık) - 4/4/2011
  • Godot'yu Beklerken - Tiyatro Kırmızı (Dündar İncesu) - 4/4/2011
  • Zaman Çabuk Geçiyor (Arda Aydın) - 3/14/2011
  • GECE Tarlabaşı Bulvarından Meydana Çıkmak - Maya Sahnesi (Melih Anık) - 3/13/2011
  • Adsız Zaman ve Diyarlara Sürükleyen Bir Aktördü O - Ersin Umulu (Pınar Çekirge) - 3/13/2011
  • Bir Sahne Amiri'nin Vicdan Azabı (Savaş Aykılıç) - 3/13/2011
  • Zeliha Berksoy'dan, Tam Anlamıyla Bir -Butik- Oyun: İsmene (Üstün Akmen) - 3/10/2011
  • Pinter'siz Bir Doğum Günü Partisi, İstanbul Şehir Tiyatroları (Gülin Dede Tekin) - 3/10/2011
  • Mütevazılık, Özveri, Mutluluk, Kesişmeler, Uyarlama, Virtuozite ve Bir Büyük İkramiye (Can Murat Yaşar Şengel) - 3/6/2011
  • Okunacak En Büyük Kitap İnsandır (Yurdagül Yurtseven) - 3/6/2011
  • -Renkli- Bir OTOBÜS ( Sevilay Saral) – Tiyatro Boğaziçi (Melih Anık) - 3/6/2011
  • -Çatı- Altında Yaşanan Hayatlar… (İhsan Ata) - 3/6/2011
  • Hande Ataizi, Cihan Ünal'ın Karşısında Sahnede: Özel Hayatlar (Üstün Akmen) - 3/4/2011
  • 2011 Uluslararası Dünya Tiyatro Günü Bildirisi: İnsanlık İçin Tiyatroya Dair (Jessica A. Kaahwa, Uganda) (Jessica A. Kaahwa) - 2/28/2011
  • BGST – Maya Sahnesi'nde Bugün Ne Var? (Melih Anık) - 2/28/2011


  • Tiyatro Kursu Başlıyor!
    5 Kasım'den itibaren her PERŞEMBE Kadıköy'de!
    Çalışanlara yönelik hobi sınıfı!



    Duyuru Panosu!



    Son Eklenen Tiyatro Oyunları

         Güncel Yazılar

    Yazar olmak ister misiniz?
    Yazar olarak tiyatrodunyasi.com ailesine katılmak, yazılarınızı yüzbinlerce tiyatroseverle paylaşmak isterseniz tiyatrodunyasi@tiyatrodunyasi.com adresine mail gönderebilirsiniz...

    Mail Listemize Üye Olun

         Güncel Haberler
    Şehir Tiyatroları, Özel Tiyatrolara Kasım Ayında da Sahnelerinde Yer Veriyor
    oyun atölyesi'nde yeni sezon başlıyor...

    Tiyatro Dünyası'nı takip Edin
     
     |