| Tiyatro Kursu  | Şirket Tiyatrosu
Tiyatro Dünyası
Tiyatro Dünyası Bu Sahnede...
 
Ana Sayfa  |  Hakkımızda  |  Yazılar  |  Haberler  |  Yazarlar  |  Tiyatro Oyunları  |  Tiyatro Grupları  |  Sanatçılar  |  Kaynak  |  Duyuru Panosu  |
Sergi Sorgu
Erdinç Yapan



Boş bir galeri, duvarlarda üzerinde tablo baskılı tişörtleri bulunan insanlar durmakta, orta kısımlarda ise heykel gibi duran yüzleri mermer makyajlı oyuncular. Seyirciler galeriyi ziyarete gelmiş konuklar gibi düşünülecek (gerçek bir galeride sergilenecek)

Bir süre sonra önce heykeller canlanıp galeri içinde dolaşmaya başlayacaklar tabloların karşısına geçip yorumlar yapacaklar.

Bolca renk kullanılmış bir tablonun başında duran iki heykel..

Heykel 1: (Eli çenesinde) Sence sanatçı fazla renkli bir ruh haline mi sahip?

Heykel 2: Katılamayacağım bence o kadar karamsar ki renkleri yaşamamış adeta kusmuş özenti bir çalışma.

Heykel 1: Keşke yaratıcısı burada olsaydı da bunu yaparken ne hissettiğini sorabilseydik

Heykel 2: Bence eserleri yaratıcılarıyla birlikte yorumlamamak lazım, sonuçta bu teşhir edilen bir çalışma ve artık onun fikirleri bağlayıcılığını yitirmiş bence sorsak bile tatminkar bir cevap alamayız.

Heykel 1: Şu halde bu çalışmayı yeterince özümseyemeyeceğiz öyle mi?

İkisi birlikte tablonun önünden ayrılırken tablo rolündeki oyuncu canlanır..

Tablo: Peki bana sormayacak mısınız?

Heykel 1: Çok ilginç bakar mısın yapıt yorumcu olmuş.

Tablo: Sadece keyifli sohbetinize şahit oldum ve fikrimi öğrenmek isteyeceğinizi düşünmüştüm.

Heykel 2: Diyelim ki merak ettik bize ne söyleyebilirsin yaratıcının ruh haliyle ilgili

Tablo: Beni yaparken suratı asıktı ama inanın gözlerinin içi çalışma boyunca hep güldü

Heykel 1: Peki ne anlatmak istedi seni yaparken?

Tablo: Hayat bir puzzle ona göre ve yaşadığımız sürece bu parçalardan bazılarını kaybederken yerlerine yenilerini katıyoruz ama işin ilginç yanı bütünlüğü doğumdan itibaren bozduğumuz için onu hiç bitiremiyoruz işte bu çalışmada (tişörtü göstererek) parçaları hiç çıkarmadan üzerine ekleseydik hayat nasıl bir yer olurdu diye tasvir ediyor.

Heykel 2: İlginç ancak herkesin yaşadığı ayrı bir puzzlelı olsaydı o zaman bütünlükten ve devletlerden sosyal oluşumdan bahsedemezdik çok ben merkezci bir çalışma olmuş.

Heykel 1: Sanatın özünde kaçış yok mu biraz da illaki toplumcu sanat yapılsaydı farklılıklar nasıl çıkardı ortaya yaratıcılık denilen şey nasıl görünürdü herkes birbirine ayna tutarken.

Tam bu sırada üzerinde postmodern bir baskı taşıyan oyuncu gelir yanlarına..

Potablo: Farklı bakmak lazım yaşama, oluşturulmuş kalıplardan değil dikdörtgen pencerelerden bakarsan öyle görürsün dikdörtgen düşünür öyle yaşarsın. Bana bakın mesela…(galeri de koşmaya başlar seyircilerle şakalaşır) her zaman neşeliyimdir. Çünkü bir yerde oturup içimde hüzün birikmesine izin vermem boş bir cam şişe gibi olmamı öyle görünmemi beklemeyin benden.

Başka bir tablo ve heykel canlanır…

Tablox: İnsanların yüzyıllar süren anlatma ihtiyacı

Heykelx: Bence anlaşılma

Tablox: Peki neden bu kadar çok dal var bunu hiç düşündün mü? Acaba her biri farklı bir duyguyu anlatmak için mi?

Heykelx: Bir tabloda anlatmaya çabaladığın şeyi peki ala bir heykelle de verebilirsin, sanatın benzersizliği burada işte.

Potablo yanlarına gelir..

Potablo: Peki ya dış dünyayı soluyan varlıklar nasıl bakıyor sanata, bir aynaya baktıklarının ayırtına varabilen kaç kişi var. Milyonlarca para verip aldıkları eserlerin değerlerini biçen insanlar olması onları rahatsız etmiyor mu? Sanat bir yatırım aracı mı?

Heykel 1: Sanat ve paranın yan yana gelmesi beni rahatsız eder zira ticari kaygılar bulaştığı zaman o eser öznelliğini kaybeder nesneleşir kalitesi düşer.

Potablo: Aslında sanat ticaretinin ne zaman meşrulaştığını bilmek gerekli.

Heykel 1: Peki sen biliyor musun?

Potablo: Hey ben sadece bir tabloyum o kadar uzun boylu değil bence bir kütüphaneye git sen. İçimden coşmak geliyor atlamak zıplamak içim içime sığmıyor.

Heykel 1: Ne kadar çok hareket ediyorsun.

Potablo: Hıh konuşana bak mermer blok yığını seni.

Bunu duyan diğer heykeller potablonun çevresini sararlar

Potablo: Tamam tamam hepiniz nadide güzelliğe sahip eserlersiniz. Ama bence gerçek sanat fotoğraf

Heykelx: Bunu da nereden çıkardın şimdi makine marifetiyle yaratılan bir şeyde duygudan söz edemezsin duygusuz sanat olur mu hiç!

Potablo: Bizim varoluş amacımız hayattan kesitler sunmak ya da onu yansıtmak değil mi? Bana kalırsa bunu en iyi yapan şey fotoğraf gerçek ve nefes alan, kanayan, ağlayan, gülen anları taşıyor insanlara

Heykelx: Ama yaratıcısının izlerini taşımıyor, vizörden görünen kişiyi taşıyor sadece yani bununla ilgilenen kişiler yaratıcı değiller olsa olsa aracı olabilirler.

Potablo: (çevresine bakar) O kısmı beni ilgilendirmez hem zaten kendisini savunacak durumu da yok burası bir fotoğraf sergisi değil.

Bu sırada sergiye genç bir çift girer… sevgilidirler..

Potablo: Herkes eski haline dönsün ziyaretçilerimiz var.

Kısa süre içinde eserler eski hallerine dönerler.

Erkek: Ben sana demedim mi burada yalnız kalabiliriz diye sergilere kimse gitmez hele hafta içi.

Kız: İlahi Sami, gerçektende dediğin gibi ama bu çok hoş bir durum değil

Erkek: Buraya durum değerlendirmesi yapmaya gelmedik (kıza sarılır ve öpmeye çalışır, kız bir manevrayla kurtulur)

Kız: Hiç değilse eserlere baksaydık, baksana ne güzel şeyler var.

Erkek: Ben baş başa kalmak için yer yaratıyorum sen sanat diye tutturuyorsun. Bu kadar sanat aşığıysan seni haftasonu sinemaya götürürüm.

Potablo: Yuh artık öhö öhö..

Erkek ve kız panik içinde çevrelerine bakarlar

Kız: Hani kimse yok demiştin rezil olduk

Erkek: Yok hayatım kimse yok, girişte güvenliğe sordum

Kız: Ama duydun işte biri konuştu

Erkek: Hayır duymadım (sarılmaya çalışır) haydi şimdi bırak bunları rahatla lütfen

Potablo canlanır ve yanlarına giderek erkeğin omzuna dokunur.. Erkek panik halinde zıplar.

Erkek: Neler oluyor, sende kimsin?

Potablo: Nesin demeliydin cahil insan (kıza dönerek) bu sanat cahili adamda ne buluyorsun anlamıyorum. Bakar mısın bu kadar cahil bir adamda duygunun zerresi yoktur.

Erkek: Haddini bil ağzını topla (tabloyu itip kakmaya başlar)

Potablo: İşte dediklerimde ne kadar haklı olduğumun ispatı, hemen kaba kuvvete baş vuruyor. Ha bu arada hatırlatayım küçük bey benim değerim 10 milyon dolar.

Erkek iteklemeyi keser

Erkek: Neler söylüyorsun sen deli herif başıma bela mısın öğlen öğlen çek git kardeşim yalnız bırak bizi

Potablo: Sinema bir sanat dalı değildir.

Erkek: Anlamadım

Potablo: Az önce “Bu kadar sanat aşığıysan seni haftasonu sinemaya götürürüm.” Dedin ya ona binaen dedim.

Erkek: Sen bizimi dinliyordun seni pis sapık

Potablo: Dediklerini buradaki herkes duydu ve seni temin ederim onların da hoşuna gitmedi dediklerin

Kız: Sevgilim hiç bulaşma bu adamlara hem baksana kalabalıklarmış hemen gidelim

Erkek: Haklısın galiba, bu tarz eğitim seviyesi düşük herifleri buralara nasıl sokuyorlar anlamıyorum. Kardeşim gidin başka yerde yapın sapıklığınızı burası bir sanat evi.

İkili kolkola girerek çıkıp giderler..

Heykelx: Aldın mı ağzının payını, insanlarla konuşmak pek akıl karı iş değildir.

Potablo: Gördün değil mi adamın neler dediğini bana eğitim seviyesi düşük herif dedi benim gibi dünyaca ünlü bir tabloya.

Heykel2: İnsanlarla bir daha konuşma, yoksa başın belaya girer. Onların sanata bakışları değişkenlik gösterir hayatta her şeyi çıkarları doğrultusunda yaşamak isterler. Sanatsal tartışmalara girebilecek insan sayısı bir elin parmaklarını geçmez.

Potablo: Peki onları nasıl tanıyacağım

Heykelx: Kendisini belli eder, konuşmaları ve hareketleri ağır başlı olur.

Potablo: Öyle olsun bakalım ama bu tarz bir insan gelirse onunla konuşmak istiyorum tamam mı?

Bu sırada içeriye bir koleksiyoner ve muhasebecisi girer. İkili bir süre eserleri dikkatlice inceler. Koleksiyoner gözlük camını temizleyip eline bir büyüteç alır ve imzaları incelemeye başlar.

Koleksiyoner: Evet evet hiç şüphe yok bu tablo Guccini’ye ait, böylece koleksiyonumdaki önemli bir parça da tamamlanmış olacak.

Muhasebeci: Ayrıca sanata destek vermiş olduğunuz için bunu vergiden düşebiliriz.

Koleksiyoner: Tabi ki düşeceğiz, ben burada gelecek kuşakların sanatla yoğrulmaları için aralıksız destek vermeye çalışıyorum. Bizim gibiler olmasa sanat ne hallere düşer tahayyül edebiliyor musun?

Muhasebeci: Bunu aklım almıyor efendim. Peki bu eseri ne yapacaksınız?

Koleksiyoner: Diğer güzide eserlerin yanına kaldırın.

Muhasebeci: Özenle yaptırdığınız hava geçirmez depoya değil mi? Şu bodrum katında bulunan.

Koleksiyoner: Sanat eserleri nadide parçalardır onları cahil gözlerden uzakta sergilemek isterim. Ayrıca şöminenin üzerinde içi doldurulmuş hayvan kafalarım asılı. Onlar benim için çok özel.

Muhasebeci: Ben gerekli yerlerle görüştüm, eser müzayedeye çıkmadan sizin olacak.

Koleksiyoner: Sonuçta parasıyla değil mi? Sanata ve sanatçıya destek. Haydi gidelim.

Adamlar çıkınca almak istedikleri tablo canlanır…

Guccinitablo: Duyduklarıma inanamıyorum, beni resmen hapsedecek. Katil bu adam, beni öldürmek istiyor.

Diğer tablolar yanına gelir..

Tablox: Haline çok üzüldüm, yakın bir arkadaşımı da aynı senin gibi kaybetmiştim. Benzetmek gibi olmasın adam onu milyarlarca dolara sigortalatıp sonra da yakmıştı. Tabi kaza süsü vererek.

Guccinitablo: Yoksa benim de sonum böyle mi olacak?

Tablox: Bu kadar endişelenme, baksana büyük bir koleksiyonu varmış. Hem belki gittiğin yerdeki tablolar da senin gibi iyi eserlerdir.

Guccinitablo: Sonuçta onlarda benim imzamı taşıyor kardeşlerim sayılır. Kardeşleri insana zarar vermez değil mi?

Potablo: (Alkışlayarak girer) Hah işte, satılık sanat. Adam uğraşsın yapsın, gecesini gündüzüne katsın. Ölümünden yıllarca sonra cebinde bol parası olan biri onu depoda çürütmek için satın alsın. Sanat eserleri herkesin görmesi içindir, kişilerin ego tatminleri için yapılmaz. Onlarda tıpkı tiyatro gibi kitlelere sergilenmelidir. Sanat kitlelere ulaşırsa anlam kazanır.

Tiyatrocu: Evet anlıyorum tabi ki yarın boşum

Tablox: Yeni bir misafirimiz var, herkes yerlerine

Tiyatrocu: (elinde cep telefonuyla sergiye girer) Tamam canım prömiyerden sonraki kokteylde görüşmek üzere.

Telefonu kapatır, eserlere bakar ve derin bir nefes alır. Ardından kollarını iki yana açarak konuşmaya başlar.

Tiyatrocu: Ey insanlık yüzyıllarca öncesinden başlayan ve asırlara ulaşıp taşan, büyük bir coşku sana bunları yaptıran. Eline kalem aldıran, yontturan taşı şekil şekil, desen desen işleten hayatı ve sözlerle uygun bedensel motiflerle bezemek hayatı. Rodin’in ellerinde ya da Michaleangelo’nun sanatında, Dali’nin fırçasında. Nedir yansıtan ve nedir oradan taşan, büyük bir duygu selimi sadece yoksa sadece ve sadece hayat sevgisi mi? Benim yaptığımı görecek olanlara selam olsun ona dokunacaklara özümseyeceklere selam olsun. Ama hepsinden önemlisi yapıtlarımı anlayabilene. Gözleriyle görene değil sözüm içinde bir yerde duyumsayana. Satamazsın onu atamazsın yakıp yıkamazsın çünkü her yapıt bir parça taşır insanlıktan ve kaybedersen insanlığını zaten sanat da yapmış sayılmazsın.

Potablo: Harika üstadım, ne kadar güzel anlattınız sanat denilen şeyi ne kadar güzel söylediniz.

Tiyatrocu: (şaşkın) Siz, siz de kimsiniz?

Potablo: Anlattıklarınızı an be an yaşayan biri diyelim.

Tiyatrocu: Ama güvenlik yalnız olacağımı söylemişti.

Potablo: İyi de ben yabancı değilim ki, anlattıklarınız benim..

Tiyatrocu: Bakın beyefendi ne dediğinizi anlamıyorum, ben buraya sadece tiratımı çalışmaya geldim.

Potablo: Tirat mı? Yani bütün bunlar… inandığınız için söylemediniz mi?

Tiyatrocu: Ne demek istediğinizi anlamıyorum lütfen beni rahat bırakın aksi taktirde güvenliği çağırmak zorunda kalacağım.

Potablo: Hayır, hayır lütfen böyle bir şey yapmayın. Tamam ben hemen gidiyorum sanki hiç varolmamışçasına gideceğim.

Tiyatrocu apar topar bulunduğu yeri terk eder…

Heykelx: Bu sefer gerçekten büyük hayal kırıklığı yaşadı.

Tablox: Evet ama hayat böyle, sanat çok az bir insanın gerçekten ilgilendiği bir konu. Onu hayatın göbeğine oturtmak ve onu allayıp pullamak sadece görgüsüz eleştirmenlerin artmasına neden oluyor.

Heykelx: Kimbilir sanırım haklısın

Bu sırada bir baston sesi ve ardından bir küçük kızın sesi duyulur.

KKız: Bu taraftan dede

Dede: Tamam Güzin çekiştirme lütfen

İkili sahneye girerler, dede kördür kız ona yardımcı olmaktadır.

Dede: Buraların kokusuna bayılıyorum. Çok farklı bir duygu uyandırıyor insan üzerinde.

KKız: Dede görmediğin halde neden buraya geliyorsun.

Dede: İçine duygu katılarak yoğrulmuş her eser çevreye bir koku yayar ben ona hayatın kokusu diyorum.

KKız: Bende alabilir miyim o kokuyu?

Dede: Neden olmasın, eğer sende gerçekten temiz bir kalple bakarsan, eserlerin yaratıcılarıyla aynı duyguları yakalarsan neden olmasın.

KKız: Bunların hepsi çok güzel şeyler dede iyi ki beni buraya getirmişsin.

Kız Potablonun başına gider.

KKız: Ama en çok da bunu beğendim.

Dede: Ne var kızım, ne anlatmış resimde.

KKız: Bir kelebek var resimde, kanatlarında renk renk binlerce neşe uçup gittiği her yere sevinç taşıyor ve onu gören herkes gülümsüyor.

Dede: Gerçekten çok güzel bir resimmiş.

Dede torun sahneyi terk eder. Potablo canlanır ve arkalarından bakar.

Potablo: Beni anladı o yaratıcımı anladı ve sadece bir çocuk.

Tablo dizlerinin üzerine çöker ve ağlamaya başlar, diğer eserlerde canlanıp onun çevresini sarar…

Erdinç Yapan

Yazarın Tüm Yazıları


Paylaş      
Yorumlar

Bu Oyun Hakkındaki Görüşlerinizi Paylaşın !

İsim
Mail  (Yayınlanmayacak)
Yorum
Güvenlik Kodu= 326
Lütfen bu kodu yandaki kutuya yazınız
 

    Son Eklenen Yazılar     En Çok Okunan Güncel Yazılar
Ankara Devlet Tiyatrosu 70. Yıl ve 'Lüküs Hayat'
Atam Siz Rahat Uyuyun Gençleriniz Size Layık - Yıllar Sonra 'Satıcı'nın Ölümü' - Bir Büyük Sanatçı Argun Kınal'a Veda
    Tüm Tiyatro Yazıları

    Bu Tarihte Yayınlanan Diğer Yazılar
    Bu yazının yayınlandığı tarihte gündemdeki diğer yazılar aşağıda listelenmiştir...

  • Sanat, Sanatçıların Değil Ona Sahip Çıkanlarındır ! (Ulaş Tuzak) - 6/22/2008
  • Trabzon Devlet Tiyatrosu’nda Yücel Erten imzası: Deli Dumrul (Üstün Akmen) - 6/22/2008
  • İtalyan- Geyikler Lanetler ile Tiyatro Gecesi (Melih Anık) - 6/22/2008
  • 1970-1973 Dönemi Yazarları ve Ele Aldıkları Konular (Cihat Faruk Sevindik) - 6/22/2008
  • Susmayan Nefes Pir Sultan Abdal - Anadolu Meydan Sahnesi (Gılman Kahyaoğlu Peremeci) - 6/22/2008
  • Leonce ile Lena: Entelektüel Atraksiyon - Festivallik Oyun (Melih Anık) - 6/22/2008
  • Gitme Godot Daha Karpuz Kesecez ! (Ali Erdoğan) - 6/22/2008
  • MEHMET ERGEN İLE YAZARLIK YÖNETMENLİK VE OYUNCULUK ÜZERİNE… ! (Savaş Aykılıç) - 6/22/2008
  • Bizim Ahdevefamız Bu Şekilde Hocam…! (Cihat Faruk Sevindik) - 6/22/2008
  • Özdemir Abi’ye Mektuplar: Afife Ödülleri, Tiyatroya Zarar Vermeye Mi Başladı? (Üstün Akmen) - 6/22/2008
  • Sergi Sorgu (Erdinç Yapan) - 6/22/2008
  • Trabzon 9. Uluslararası Karadeniz Tiyatro Festivali izlenimleri (3) (Üstün Akmen) - 6/22/2008
  • Antalya ve Konya' dan Festival İzlenimleri (Üstün Akmen) - 6/22/2008
  • Trabzon 9. Uluslararası Karadeniz Tiyatro Festivali izlenimleri (2) (Üstün Akmen) - 6/22/2008
  • Daire 4 - Gaziantep STO (Ümit Söğüt) - 6/22/2008
  • Trabzon 9. Uluslararası Karadeniz Tiyatro Festivali izlenimleri (Üstün Akmen) - 6/22/2008
  • ‘Allah beterinden saklasın’ dedirtecek bir çalışma: ‘IV. Murat’ (Üstün Akmen) - 5/7/2008
  • Mizahı Bugüne Çağırmak - Ali Erdoğan Söyleşisi (Birgün) - 5/5/2008
  • Van Devlet Tiyatrosu’nun ayakta alkışlanacak başarısı; "Akide Şekeri" (İhsan Ata) - 5/5/2008
  • Şarapizm (ateist) (Halis Tekel) - 4/30/2008
  • Afife Jale Tiyatro Ödülleri;Türk Tiyatrosu ve Tiyatrocu (Melih Anık) - 4/28/2008
  • Ay Sahiden Yıkmışlar!!! (Ersan Uysal) - 4/27/2008
  • Adana’da, Gürcü yönetmenin Molière yorumu: "Tartuffe" (Üstün Akmen) - 4/27/2008
  • Tiyatro Avesta’dan AYDIN ORAK’la söyleşi (Yaşam Kaya) - 4/27/2008
  • Siz Şabanlaştıramadıklarımızdan Mısınız? (Ali Erdoğan) - 4/24/2008
  • Size Öyle mi Geliyor? (Melih Anık) - 4/22/2008
  • Tiyatro Ödülleri Hakkında Ne Düşünüyorsunuz (Tiyatro Dünyası) - 4/22/2008
  • Basit Bir Ev Kazası – Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu (İsmail Can Törtop) - 4/22/2008
  • Faşizme inat direnmenin adı Olga Benario 100 yaşında: "Olya" (Üstün Akmen) - 4/22/2008
  • Muhsin Ertuğrul’a İlk Kepçe (Işıl Kasapoğlu) - 4/21/2008
  • NASIL BİR TANE İSTERSİN (Kadınlar Günü ile İlgili) (Hüseyin Manto) - 4/21/2008
  • Kadının fendi sosyalizmi de yenerken: ‘Mutlu yıllar’ (Üstün Akmen) - 4/21/2008
  • Dört embriyonun yaşam savaşı: "9 Ay Son Gün" (Üstün Akmen) - 4/16/2008
  • Terbiyeli İşkence Çorbası (Ali Erdoğan) - 4/15/2008
  • Önlerinde saygı ile eğilmesi gereken oyunculuklar ve bir yönetmenin doğuşu : "Pusuda- Öç" (İhsan Ata) - 4/15/2008
  • Tiyatroda 31 Mart Vakası (Nedim Saban) - 4/13/2008
  • 80 Olmaz - Bir Dönem İzlencesi (Erdinç Yapan) - 4/12/2008
  • Gözlerinizin kulaklarınızın pası için: "Müzikaldeki Hayalet" (Üstün Akmen) - 4/12/2008
  • Bekle ! (Ali Erdoğan) - 4/9/2008
  • Dilek Türker kırk üçüncü yılında ama pes etmiyor: "Var mı sın" (Üstün Akmen) - 4/8/2008
  • Alkışlar eşliğinde Molieré’i sahneye gömerken ; "Hastalık Hastası" (İhsan Ata) - 4/8/2008


  • Tiyatro Kursu Başlıyor!
    17 Şubat'tan itibaren her PAZARTESİ Kadıköy'de!
    Çalışanlara yönelik hobi sınıfı!



    Duyuru Panosu!



    Son Eklenen Tiyatro Oyunları

         Güncel Yazılar

    Yazar olmak ister misiniz?
    Yazar olarak tiyatrodunyasi.com ailesine katılmak, yazılarınızı yüzbinlerce tiyatroseverle paylaşmak isterseniz tiyatrodunyasi@tiyatrodunyasi.com adresine mail gönderebilirsiniz...

    Mail Listemize Üye Olun

         Güncel Haberler
    Hangisi Karısı, 5. Sezonunda!
    Istanbul Fringe Festival - Uluslararası Performans Sanatları Festivali (18-22 Eylül 2019)

    Tiyatro Dünyası'nı takip Edin
     
     |