Woody Allen'ın yazdığı Puzzle, bu sezon Paris'in en sükseli oyunlarından biri oldu. Palais Royal'de sahnelenen Puzzle, biri bırakıp giden, diğeri kalan, ama ikisi de suçluluk duygusundan kurtulamayan iki kardeşi eksen alıyor
TİLDA TEZMAN
İSTANBUL - Woody Allen, şeytani bir Puzzle ile bu sezon Paris'te Palais Royal Tiyatrosu'na konuk oldu. Geçen sezon yine Paris sahnelerinde 'Zina' (Adulteres) oyunuyla fırtına gibi esmişti. Zina adı altında toplanan üç kısa piyeste Woody Allen, New York burjuvazisindeki zina konusunu işlemekteydi. Tam Woody Allen'ın nevrotik dünyasına göre bir triolojiydi.
Her ne kadar sinema dünyasında çok ünlü olsa da, tiyatro sahnesi için de altı oyun yazmış ve bu oyunları New York, Broadway'de oynanmış Woody Allen, tiyatro yazarı olarak Avrupa'da daha az tanınır. Puzzle'ı, 'Match Point' (Maç Sayısı) adlı filminin Oscarlı senaryosuyla aynı zamanda yazdı.
Puzzle oyununda da Woody Allen'in insan ilişkilerini tahlil ederken kullandığı ince, hünerli, akıllı ve de acımasız nükteyi buluyoruz. Michel Aumont'un kusursuz bir oyunculuk sergilediği Puzzle bu sezon Paris'in en önemli tiyatro olaylarından biri. Palais Royal Tiyatrosu'nun yöneticileri Francis Nani ve Christian Azzopardi'dir. Azzopardi ailesi Fransa'da şov dünyasının nabzını tutar. Puzzle'ın başrollerden birini üstlenen ve onu Fransızcaya uyarlayan da bu aileden önemli bir isim, Sebastien Azzopardi. Sebastien, oyunu iki yıl önce New York'ta izleyip Paris'te sahnelemeye karar vermiş.
Puzzle'ın büyüsü, Woody Allenin bu oyunu bir film senaryosu gibi yazmış olmasından kaynaklanıyor. Zaman ve mekân birlikteliği kaygısı taşımadan yazılmış bir oyun. Başlangıçta açıklanmayan bir aile krizi var; yavaş yavaş hikâyenin bilinmeyenleri ortaya çıkıyor. Puzzle'ın parçaları yerli yerine oturuyor.
New York'lu ustanın Yahudi nüktesi ile süslenmiş bu Puzzle'ında, seyirci Eddie'nin (Sebastien Azzopardi) hayatını öğreniyor: seçimleri, aile baskısı, hayalleri, niyetleri, arzuları... Yavaş yavaş, hatıradan hatıraya, flash-back'ten flash-back'e hikâye toparlanıyor ve şimdiki zamanda kriz içinde bulunan bu ailenin esrarlı ve sırlarla dolu geçmişi aydınlanıyor.
Tam bir psikolojik gerilim, öte yandan bir tek Woody Allen'ın kurgulayabileceği türden nevrotik bir komedi bu. Woody Allen'ın ilk yıllarında sıkça rastladığımız hicivden ziyade yazarın olgunluğu ve kararlı tonlaması ön planda; gerilimin boyutları çok belirgin. Karakterler düştükleri tuzaklardan kurtulmanın yollarını arıyorlar; çıkmaya çalışırlarken de cendereye daha çok sıkışıp kalıyorlar.
İncelikli bir metin
Tam Woody Allen filmlerini andıran, hem dram hem de komedi öğeleri barındıran, bir yandan gerçeküstü bir boyutun hikâyeye girmesiyle temposu yükselen bir oyun. Yazarın çok sevdiği flah-backlerin şaşırtmacası bu oyunun en büyük özelliği. Woody Allen'ın tekstinde, bir kelime bile fazladan yazılmamış, içi boşuna doldurulmamış çok ince, çok kurnaz bir hikâye: 50'li yıllarda Brooklyn'de yaşayan genç bir adam olan Eddie hayatından memnun değildir. İşi iyi gitmemekte, aile baskısı onu bunaltmakta ve aşk hayatı da renksiz seyretmektedir. Her şeyi bırakıp, çekip gitmeyi arzulamaktadır. Bu ailenin bütün fertleri ortak duygular yaşamaktadır: Kimseye zarar vermemek, her şeyi en iyi şekilde başarmak, suçluluk duygusu, peşlerini bırakmayan vicdanlarının sesi ve bir yandan da her şeyi terk edip, kendi hayatlarını istekleri doğrultusunda yaşayabilme dürtüsü. Bazıları yaşadıkları düzeni kabul eder, bazıları ise çekip gider. Hiçbiri kötü insan değil. Yalnızca bazılarında egoist duygular daha ağır basmakta ve bu bencilliği yaşamanın suçluluğu peşlerini bırakmamakta.
Oyunun ilk yarısında özgürlüğünü seçen bu genç adam, zamanla sorumluluk duygusunun ağır basmasıyla geriye çark eder. Eddie her şeyi terk etmek için can atarken, kız kardeşi 18 yaşında bunu başarmış, alıp başını gitmiştir. Bu genç kadın yazar olmayı arzu etmektedir. Yıllar içinde yazacağı romanın kendi hayatı ve ailesinin dramı olduğunu fark eder. Sahnede bunlar anı kırıntıları, bazı mektuplar, bazı telefon konuşmalarıyla su yüzüne çıkar. Biri gitmek ister gidemez. Öteki gider ama rahatsızdır. Tamiri imkânsız bir şey yapmama uğruna kapana sıkışmış iki kardeş.
Aynen Match Point'te olduğu gibi şans öğesi çok önemli. Bazı insanlar başarırken, bazıları da kaybediyor. Nüktenin dozu insanların yaşadığı gaddarlıklardan ve düştüğü acımasız durumlardan geçiyor. Azzopardi teksti uyarlarken hep az kelimeden oluşan, fazla edebi olmayan kısa cümleleri tercih etmiş. Annick Blancheteau ve Jean Mouriere'in yönettiği Puzzle'da Michel Aumont'un oyunu çok gerçek ve inandırıcı. Anne Loiret Puzzle'ın parçalarının yerli yerine oturması için hikâyenin can alıcı kısımlarını sahnenin üstündeki bir ara platformda oturarak sakin bir edayla anlatıyor. Yedi kişilik oyuncu kadrosu bu zor kurgulanmış oyunun hakkını vererek oynuyor.
Erkek, kadın, baba, oğul, anne, kız arasındaki ilişkileri komik bir boyutta anlatan ama başrolü gaddarlığa veren bir oyun.