| Tiyatro Kursu | Şirket Tiyatrosu | | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| Ana Sayfa | Hakkımızda | Yazılar | Haberler | Yazarlar | Tiyatro Oyunları | Tiyatro Grupları | Sanatçılar | Kaynak | Duyuru Panosu | | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
%100lere Rağmen Sıfırnoktaiki Şahin Adıgüzel Orada bir tiyatro var! Var! Hani şu sırça köşklerinde oturup, kimin tiyatro yapıp yapamayacağına karar verme hakkına sahip sanat yapıcılarının, onaylamadığı ve ismini onlardan alan, Tiyatro Sıfırnoktaiki. Evet bu isim, onları onaylamayan sanat yapıcılarından doğdu. Çünkü tiyatro yapmak isteyen kişiler, konservatuvar ya da güzel sanatlar fakültesi mezunu olmalıydılar yoksa bu işi yapamazlardı. Oysa okullu olmadıkları halde yaptılar! Yapıyorlar! Hem de tiyatronun kendilerinde/kendileriyle varolduğunu zanneden, savunan konservatuvarlılardan çok daha cesur, çok daha samimi ve profesyonel! Evet onlar kendilerini, temellerinden aldıkları ‘amatör ruhla’ amatör olarak tanımlıyorlar. Oysa egemenler (tiyatro sanatını kendine özgü sanan konservatuvarlılar) ’amatör’ kelimesini okullarından aldıkları benmerkezci ruhları ve kendilerine dönük bakış açıları nedeniyle bu işe yaklaştırmaktan korktukları (ki bu kendi hiçliklerine olan korkuları sanıyorum) okullu olmayan tiyatro sanatçıları için kullanıyorlar. Ne yazık ki onların tutunabildikleri tek şeydir bu! Bir zaman gelir bu işi yapmaları için yüreklendirmekten korkan sanat yapıcıları, kendilerinin var edemeyeceği zeka, yetenek ve yaratıcılıkla karşılaştıklarında sahte gülüşleri ve şen kahkalarıyla sizleri destekliyor görünürler! Bir oryantalist yaklaşımıyla elbet. Çünkü ‘amatör’ler artık başarılıdır ve desteklenmelidir! Sözün doğrusu, barikat olmak için yapacak bir şeyleri kalmamıştır artık ve karşılarına almaktansa yanında olmak işlerine gelir. Evet Tiyatro sıfırnoktaiki, Türk tiyatrosunda kendilerine yaratmaya çalıştıkları % 0.2 paydan aldıkları güçle bir de tiyatro yuvasına sahip oldular artık. Birliktelik ve dayanışma kavramlarının çürütülmediği, özünde yaşatıldığı bir yuva. Kendi varlıkları üzerinden bir dünya yaratmak yerine, başkaca tiyatrolara da kapılarını ve samimiyetlerini açan genç ve zeki insanlardan oluşan bir topluluk. Uzun süredir kendi provalarımın yoğunluğundan, bir türlü oyunlarına gitme fırsatım olmamıştı. Nihayet geçtiğimiz Salı günü, Philip Ridley’in yazdığı ’Kainatın en hızlı saati’ adlı oyunlarını görebildim. Girer girmez odanın içinde morötesi ışığın karşısında, yalnızca boxer ile oturan kişi, cesur bir oyunun yaşanacağı mesajını veriyor size: Cougar (Korhan Soydan) adlı karekterin sözsüz oyunculuğu ile başbaşasınız. Duruşunda bir güven ve rahatlık hakim. Hayal dünyanız bu noktadan itibaren harekete geçmeye başlıyor. Cougar’ın yaşayışını süzüyorsunuz beyninizde… Nasıl bir adam? O ışığın karşısında ne yapıyor? Neden çıplak? Gözünüzdeki verilerle bir yaşam çiziyorsunuz Cougar adına. Kısa bir süre sonra CaptainTock (Güçlü Yalçıner) giriyor sahneye. Öylesine sade, öylesine gerçek bir karakter yaratmış ki! Ve oyunun sonuna kadar yarattığı karakter ve tepkilerin gerçekliği, heyecana boğuyor sizi. Her saniye CaptainTock’ın gerçekliğini yaşıyorsunuz. CaptainTock’ın her dokunuşu, bakışlarına yüklediği anlam, ana karekterimiz Cougar ile olan yaşamsal ilişkisini bütünüyle veriyor size. Bir süre yalnızca CaptainTock’un oyunculuğu ve ana karakterin sözsüz oyunculuğu ile birliktesiniz. Bu tam karşısında Cougar’ın CaptainTock ile arasındaki yaşamsal ilişkinin nasıl olduğu sorusunu daha da tetikliyor sizde. Yalnızca CaptainTock konuşuyor ve bu Cougar’ın vereceği tepkiler üzerinde daha da merak uyandırıyor. Önceleri yine sözsüz tepkiler oluyor, ancak bu karakterin nasıl bir dünyası olduğunu netleştirmiyor sizde. En önemlisi aralarındaki ilişkiyi aydınlatmıyor. Kısa bir süre sonra, ağzından ilk replik çıkıyor ana karakterimizin, belki de o ana kadar çizdiğiniz karakterin beklentisinden kaynaklı bir hayal kırıklığı yaşıyorsunuz. Cougar’ın ne sesinde, ne de tonlamasında, aralarındaki yaşamsal ilişkiyi hissettirecek dokunuşları alamıyorsunuz. Öyle ki, oyunun sonuna kadar umut ediyorsunuz o ilişkiyi, fakat ne yazık ki Cougar adlı karakterimiz, beden ve replikten ibaret kalıyor. Oynanmakta olan oyun ya da oynamakta olan oyuncu birbiri ardından gelen küçük dokunuşlardan, izleyicinin duyumlarını uyandıran duygu ve bilgi parçacıklarından oluşan bir dizi izlenimdir. İyi bir oyun ya da oyuncu, böyle pek çok ileti yollar; çoğu zaman aynı anda birden fazla, kalabalık oluşturacak, birbiriyle kesişecek, örtüşecek şekilde… Zihin, duygular, bellek, imgelem vb. seyircide tümü uyandırılır. Captain, aralarındaki ilişkiyi o kadar net çiziyor ve bu dokunuşları öylesine hissettiriyor ki, belki de Cougar, onun karşısında sönümleniyor. Bu gibi oyunculuklarda izlenimler dağılmıştır; tek bir dosya içinde sıralanırlar. Aralardaki boşluklarda ise yürek uyuyabilir; us, günün çeşitli sorunlarına, akşam yemeği düşüncesine uzanır gider. Benzer durumları yaşlı ve bakımsız ev sahibesi (Banu Çiçek Barutçugil) de yaşatıyor. Bedenindeki yaşlılık ve güçsüzlük belirtilerine karşılık tapteze ses tonu ve devinimini birçok yerde yitiren titremeleri oyunun bütününde ve özel olarak da CaptainTock’ta yakaladığınız gerçeklikten alıp, sorgulamaya itiyor sizi. Beden devinimleri neden ve neye göre duraksıyor? Zaman zaman duraksaması bir sebep olabilir.. ama ne? Üzerine bir araştırma yapılmış ve bilinçli bir tercih olarak oturduğu ve konuşmaya başladığı anlarda duraksaması, oyuncu ya da yöneten tarafından yorumlanmış olabilir mi? Bunların hepsi gerçeklikten alıyor sizi. Bu bir yöntem olabilir ama oyunun genelinde öyle bir yorumlama görünmüyor, dolayısıyla oyuna yabancılaşmıyor, uzaklaşıyorsunuz. Cougar, ruhunu tümüyle dış görünüşüne hapsetmiş, bencil, kendinden başka her şeyi yoksayan, sevgi duymayan, yaşlılık kompleksi içerisindeki bir karakter. Captain Tock, Cougar’a olan tutkusu nedeniyle, her türlü aşağılanmayı, baskıyı ve kullanılmayı yalnızca birkaç dokunuş umuduyla kabulleniyor. Öyle ki Cougar’ın salt sevişmek ve yok etmek için evine birilerini davet ettiği günler, saatlerce sokaklarda dolaşmaya boğun eğmiş delicesine aşık biri. Oyun Cougar’ın yeni avı üzerinden gelişmeye başlar. Bir parti hazırlığı içerisindedirler. Geçmiş on iki yılda olduğu gibi, bu yıl da ondukuzuncu yaş gününü kutlama hazırlığındadır. Bugünkü avı ise bir hastanede karşılaştığı, ağabeyi ölmek üzere olan on beş yaşındaki bir çocuk. Her ne kadar Captain bu durumu engellemek istese de başarılı olamaz. Tüm itirazlarına karşılık Cougar, partinin hayata geçmesi için Captain üzerinde baskı oluşturur. Nihayet beklenen misafir Foctrot (Barış Gönenen) gelir. Cougar bu sıra odada değildir. Ve onu Captain karşılar… Oyunun burasında, Foctrot ve Captain’den aldığınız keyifli dokunuşların içerisine dalıyorsunuz bir süre. Bir süre sonra da Cougar yeniden sahneye çıkıyor. Az sonra kendi arzuları doğrultusunda sürdüreceğini planladığı parti oluşacak. Foctrot’un sabırsız, şapşal, gelenekçi ve doğurmak üzere olan sevgilisi (Iraz Yöntem), tüm planlarını tersine çevirir Cougar’ın. Ve seyirci ve oyuncu nefesinin birleştiği bir sona gidiş; bir son!. Seyretmeli! ‘Kainatın en hızlı saati’ adlı oyunun bütününde %100’ lüklerin birçoğunun hissettiremediği iyi bir oyun olduğuna yönelik dokunuşları % 0.2 ile hissediyorsunuz. Emeklerine ve yüreklerine sağlık! Şahin Adıgüzel Yazarın Tüm Yazıları Paylaş Tweet |
Tiyatro Kursu Başlıyor! 19 Kasım'dan itibaren her SALI Kadıköy'de! Çalışanlara yönelik hobi sınıfı! Duyuru Panosu!
Son Eklenen Tiyatro Oyunları
Güncel Yazılar
Yazar olmak ister misiniz? Yazar olarak tiyatrodunyasi.com ailesine katılmak, yazılarınızı yüzbinlerce tiyatroseverle paylaşmak isterseniz tiyatrodunyasi@tiyatrodunyasi.com adresine mail gönderebilirsiniz...
Güncel Haberler
Tiyatro Dünyası'nı takip Edin | .. |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|